dur bakayım ne kadar özentiymişim, şimdi cümlemizi inceleyelim;
"dün sabah kahvaltımı, ki kahve ve elmalı tart'dı, toplantı sırasında yaptım. gerçi evden çıkmadan portakal suyu içmiştim."
cık cık cık ne dedim ben, hem çay yerine kahve içiyorum, hem poğaça yerine elmalı tart yiyorum, hem bunu işyerinde değil üstüne üstlük toplantı sırasında yapıyorum, utanmadan portakal suyu içmemi eklemek bile istemiyorum. bu kadar özentilik de bir yere kadar değil mi o sığlıkta bakıldığında. şimdi cümlemizi nedenleriyle ortaya koyalım.
"sabah uyanıyorum, toplantı var, vakit yok kahvaltıya falan, ki zaten hiç bir zaman olmaz, arabada sigara içeceğim giderken işe biliyorum, o yüzden sigara altı olması için dolapta birşeyler arıyorum, portakal suyu var, onu dikiyorum şişeden. neden? vakit yok çünkü, şirketten içeri girmeden önce yiyecek satan büfeye uğruyorum, simit istiyor canım, ama dişimde susam kalacak, üstüm başım susam olacak, poğaça zaten mayası yüzünden midemi ağrıtıyor, elmalı tart alıyorum, hem hamuru az meyvası fazla, oh mis, ofise giriyorum hızla, çantamı bırakıyorum, toplantının başlamasına 2-3 dakika var, kahve makinası var ofiste ama çayı berbat, demlik çayı dışında içmem zaten, kahve alıyorum, bir elimde kahve, kolumdan sallanan tart poşeti, bir kaç minik kağıt ve kalem toplantıya koşuyorum. herkes aynı durumda, bir yandan kahvaltımızı ederek bir yandan problemleri çözmeye çalışıyoruz."
aaa bak ne kadar ilginç değil mi, avrupa özentisinden değilmiş, benim de içimden geçen evde domatesimin suyuna ekmeğimi banarak, yanında ezine peyniri, sucuklu yumurta, demlikten çay içmek, ama olmuyor işte.
özetle dostum görgüsüz demişsin ama vakitsizlik çıktı.