türkiye de uzun saçlı olmak

entry36 galeri
    8.
  1. aslında bunu sürekli anlatıp durmam iyi değil. farkettim de üçünkü kez bundan bahsediyorum. sanırım bunun nedeni epey alınmış olmam bu olaydan.

    1.5 senedir kesmiyordum saçlarımı. yakıştığından mı? hayır. tarz mı oluşturmaya çalışıyordum hayır. tamamen bakımsızlıktan. insan saçları uzadıkça kesmek istemiyor bunu farkettim ben. işte benimki de böyleydi.

    okulun son döneminin başladığı zamanlar. okul deneyimi diye bir ders koymuşlar. okullara gidip öğretmencilik oynuyorsunuz. bu dersi üçüncü kez almama rağmen hiç hazzetmedim bu dersten. gittiğiniz okulda ne öğretmensiniz ne öğrenci. insanı kendine epey ezik hissettiriyor.

    benim uzun saçlarım bu dersten kalmama sebep olmak üzereydi. daha sonra farkettim, bu ders 5 krediydi. almazsam 2 sene dahi uzatma riskim vardı okulu. dersi almaya karar verdim ama önce uygulama okulundaki öğretmen ve müdürle konuşacaktım. belki izin verirlerdi benim okula böyle gelmeme.

    okula gittiğimde gördüm ki okul bulunduğum şehrin en kenar mahallesinde bir okul. orta okul olmasına rağmen içinde 18 yaşında öğrenciler barındırıyor.

    önce öğretmenle konuştum

    -hocam saçlarım konusunda biraz esnek olamaz mısınız? lütfen. kestirmek istemiyorum.
    -aa neden?
    -hocam. sizden rica ediyorum. izin verirseniz bu şekilde gelicem okula.
    -olmaz.

    biz bu diyalogları çevirirken farkettimki neredeyse okulun yarısı benim ve öğretmenin çevresine toplanmış. aralarında konuşup gülüşen kızlar, aynı tavrı sergileyen erkekler...

    öğretmeni ikna etmeyi başaramamıştım. müdürle konuşmaya karar verdim. müdürün odasına girdiğimde çabalarımın beyhude olduğunu anladım. çünkü müdür ün ülkücü olduğu bıyıklarını görebildiğiniz her uzaklıktan farkedilebiliyordu. okuldaki ülkücü bozmalarından zamanında çekmiş bir öğrenci olarak dedim beyhude diye. bilen bilir.

    -hocam izin verirseniz bu şekilde gelmek istiyorum okula. tabi mutlaka daha derli toplu olacak.
    -imkansız.
    -hocam rica ediyorum. kesemem saçlarımı.
    -imkansız...

    ısrarlarım müdürü yola getirmek bir yana yoldan çıkarıyordu. en sonunda ağzımdan baklayı çıkarıp son kozumu oynamaya karar verdim.

    -hcam saçlarımı kesemem bende okb var.
    -imkansız. ben ülkücüyüm. bacağıma kurşun yedim (ne alakaysa?)
    -hocam bu da bi rahatsızlık. anlayış göstermenizi istiyorum sizden.
    -o ne ki? nasıl bi hastalık o?
    -psikolojik bi rahatsızlık.
    -neden bozuldu psikolojin?

    müdür deyim yerindeyse eşeğin boklu dereden gelmesini bekliyordu. resmen oyamala taktiği uyguluyordu.

    -söyleyemem.
    -siyasi değil mi? (burada solcusun değil mi? demek istediğine dair yemin edebilirim)
    -hayır değil.
    -bak ben bacağıma kurşun yedim. çok uğraştım siyasetle

    müdür diyalogların arasına sürekli bacağına yediği kurşunu sokuyor, bense ah o kurşun götüne gireydi ne hoş olurdu demekten kendimi alamıyordum. (içimden tabi)

    -siyasi değil hocam.
    -zamanında çok uğraştık siyasetle daha geçen gün çıkarttılar kurşunu bacağımdan. senelerce durdu bacağımda o kurşun.
    -hmmm.

    müdür bacağındaki paslanmış kurşundan bahsetmeye devam ediyordu. neticede başaramamıştım. ne kadar raporlu obsesif olduğumu söylesem de müdür saçlarımı kestirmemi şart koşmuştu. aksi taktirde dersi geçemeyecektim.

    hepinizin .mına koyim deyip çıktım okuldan. (bunu da içimden tabi)

    ertesi gün asker traşım ve takım elbisemle gelmiştim okula. beni gören müdür bir öğrenciyi daha nizama sokup geleceğini kurtarmanın hazzını yaşamaktaydı. (ona göre saçı sakalı kısa olan her türk evladı iyi kalpliydi, zeki çevik ve ahlaklıydı. uzun saçlı olanlar solcuydu pisti. kimbilir kaç aydır yıkamamıştı saçlarını -solcu değilim orası ayrı-) kendimi resmen ibne gibi hissediyordum bu halimle.

    ders çıkışı erkek öğrencilerden biri yanıma yaklaşıp samimi bir şekilde söyledi.

    -hocam sizin top olduğunuz hakkında konuştular sizi ilk görünce.
    -neden?
    -saçlarınızla tırnaklarınız uzundu ya ondan.

    uzun zamandır bu kadar utanmamıştım. resmen adım top a çıkmıştı okulda. ben kendimi ibne gibi hissetmekten rahatsız olurken adım çoktan ibne hocaya çıkmıştı. halbuki bu halimin ibneye benzemediğinden emindim bu olaya kadar. çünkü ben ne kadar bakımsız olduğumu söylesem de bu halimi beğendiğini söyleyen çok fazla insan vardı. (yazar burada bir anlamda ipne olmadığını kendine ve çevresine ispatlamak için günde on posta sevişen ruh hastalarına ilk kez hak veriyor)

    bundan sonraki derslerde öğrencilerimle ilişkilerimde tıpkı yukarıda bahsettiğim hastaların halet-i ruhiyelerindeki gibi ibne olmadığımı ispatlamak istercesine konuşuyordum.

    -öhöm. oğlum! geç bakim yerine. çakarım ha (ne alakaysa böyle konuşmak)

    işte türkiye de uzun saçlı olmak böyle sonuçlara gebe olabiliyor. bir eskişehirli olarak eskişehir de hiç yaşamadığım saç sorununu anadoluda bir şehirde ağır biçimde yaşadım. buranın insanları uzun saçı bayanlara mahsus bellemişti. saçları uzun olan erkekler ya ibneydi ya deli. bu insanlara üzülsem mi kızsam mı bilemedim.

    daha bugün otobüste camdan bakarken uzun saçlı, keçi sakallı ve küpeli (bahse girerim metalciydi) bir genç hakkında konuşulanlara yaptığım şahidlik yine kızdırdı beni. otobüsün en arkasında oturan 20 lerine gelmiş daha lisede okuyan birkaç serseri, metalciyi benden hemen sonra farkedip gülmeye alay etmeye başlamıştı. arkama dönüp ne gülüyonuz lan dedim. kestiler seslerini. (orada bana üçü dalsa kesin döverdi. ama mevzu saç olunca bi de bu konuda yaralı olunca dayanamadım)

    bu şehrin insanları (ismi lazım değil) uzun saçlı erkekliği sapına kadar müspet (öhöm bu ben oluyorum) insanlara ibne yaftasını yapıştırır. ama kendi karılarını da şehir dışından gelen birtakım insanlara peşkeş çeker. (çok ağır oldu. yakın bir arkadaşımın yaşadıklarından bahsediyorum. gerçekliği su götürmez) sözümüz meclisten dışarı . karısını peşkeş çekenlerin çok olduğu şehirde uzun saç uzatana ibne demek de çok. bu da gerçek.
    48 ...