söylenilecek laf bulunamayan anlar

entry1 galeri
    ?.
  1. insanın boğazını düğümleyen anlardır. ne bir söz çıkar ağzınızdan, ne de bir ses. bazen sessiz sessiz ağlamaya iter sizi. örneğin bugün:

    yaklaşık bir yıl önce ayda bir beni mangala çağıran, atom karıncaya taş çıkaran dedem. son beş ayda prostat sorunları ve bir anda gelen zatürre. yediklerini kusmaya başladı. ben de iş için uzaklaşmak zorunda kaldım. babam, amcam dedeme bakacaklarını söyledir. sonra bir telefon geldi, "yarına çıkmayabilir acil gel, zatürre olmuş". ağlamamak için kendimi zor tutarken hızla göğüs hastalıkları için özel yapılmış bir hastaneye doğru yol aldım. neyseki yolda aradılar, durumu iyiye gitmiş ben yoldayken. hatta 2 gündür yediğini kusmasına rağmen pide yemiş, kavun yemiş, sütlaç yemiş, özel olarak hazırlanan mamasını da yemiş(hep reddetmesine rağmen, dik kafalıdır kendisi biraz * . hatta babaanneme "bi şu yastıktan bıktım bi de senden" demiş, ayağa kalkmış yürümüş. sonra uyumuş. ben hastaneye geldim. asansörde 3'e bastım. yukarıya çıktım. 204 numaralı odaya geldim. kapısını hafif araladım. o an... dedemi yatakta gördüm. tanıyamadım ilk önce, o sapasağlam adam, demir adam, koca burunlu adamın burnu ipince olmuştu, bayağı bir kilo vermişti ve solunum ciğazıyla soluyordu. kelime kelime konuşuyordu... dakika başına bir kelime. o bir kelimeyi söyleyebilmek için derin derin nefes alıyordu. her "rahatt... değilimm" dediğinde pozisyonunu değiştiriyorlardı babamla halam. ve ben hala açık kapının ardından usulca bakıyordum, beni kimse farkedememişti. hemen balkona çıktım, gözlerimden yaşlar dökülüyordu ve dedemin o hali aklımdan çıkamıyordu. benim için babadan farklı olmayan dedem, ağzı açık bir şekilde, zar zor solurken, yatağında bile doğrulamazken... 1-2 saat hıçkıra hıçkıra ağladım. bazen hıçkırırken nefes alamıyordum. kendimi toparladım, gözlerim de kırmızı renk olmayınca odaya girdim. gene gözyaşım damlaya başlayacakken dişimi sıktım. dedem bana baktı, "dede" dedim. bir şekilde doğruldu, gözlerini zar zor açabiliyordu. açık ve yuvarlak olan ağzı birden gülümsemeye başladı. bir çocuk gibi, kollarını açtı, sıkı sıkıya sardım onu. ağlamadım, çünkü gülüyordum. sarılmayı bıraktım, yanaklarından öptüm. yüzü hala gülüyordu. dikildiğinden olsa gerek kendini yavaşça yatağına bıraktı, elini bana uzattı. sıkıca sardı elimi, ben de onun elini. 1 saat kadar öyle durdum başına. üşüdüm dediği zaman üstünü örttüm, yemek dediğinde mamasını yedirdim. ağlamamaya çalıştım o süre boyunca. çünkü torunları arasında dersleri iyi olan neredeyse bir tek ben vardım ve hep benle övünür dedem. lider adamdır, o yüzden aile arasında "çavuş" deriz ona. "dede." dedim. "sen buradan çıktıktan sonra pide yiyeceğiz, fotoğraf çektireceğiz, sonra bir güzel çayırda mangal yapacağız". tekrar bana baktı, gözlerini açtı, yine o çocukça gülümsemesini attı bana, ağzı hep açık olduğundan o gülümsemesi, o harcadığı enerji beni saatlerce ağlatmaya yeterdi, ama ağlamadım. sonra elimi tuttu, öptüm yanaklarından. ziyaret saati bitti. odadan dışarı çıktım, hemen balkona çıktım, hala inanamıyordum o koca adamın bu halde olduğuna. tek bir söz söyleyemedim, ağlamaya başladım tekrar. dakikalarca, hıçkıramıyordum ağlamanın şiddetinden, gözlerim kıpkırmızı oldu. sonra babamla, halamla konuştum. iyeleşeceğini, %50'lik bir şansı olduğunu ve kendisinin yüzünün bu günlerde hep güldüğünü söyledi.

    bunları yazarken bile ellerim titriyor. dedemin ölmesi korkusundan değil, onu halde görmem sebebiyle. aklıma geldikçe ağlıyorum, ama üzülmediğim bir konu var. dedem en az 1 yıl daha benim yanımda olacak...
    7 ...