Açık konuşmak gerekirse birbirine taban tabana bile zıt bir çok ön yargı ile girdim sinema salonuna. Bir dönemin italyan çakması arabesk starı mahsun kırmızıgül'ün filmine; sinemamızın yeni yılmaz güney'i mahsun kırmızıgül söylemlerinin de etkisinde girmek insanı biraz olsun gerecektir takdir edersinizki. Hele de Türkiye tarihinin böylesi dokunulmamış, tabu sayılmış bir dönemi hakkında cesur olduğu idddia edilmiş bir çok söylemi dillendirdiği de sık sık konuşulmuşsa filmin, izleyeceğimiz yapımın ne derece ilginç olduğu/olabileceği çıkacaktır ortaya.
yukarıda da yazdığım gibi yönetmenliğini mahsun kırmızıgül'ün yaptığı filmin başrollerinde ise mahsun kırmızıgül, altan erkekli, emre kınay ve demet evgar oynuyor. Bununla birlikte son dönem popüler türk sineması örneklerinin bence düştüğü en büyük hatalardan birine de düşüyor kırmızıgül oyuncu seçimi konusunda. görkemini oynatabildiği ipini koparmış ünlü eskisi sayısından almaya çalışan bir çok son dönem popüler türk filmi gibi, bünyesinde kalabalık ve insanda bunun ne işi var bu filmde hissi uyandıran bir çok oyuncu barındırıyor güneşi gördüm: vj bülent (ki hangi rolde oynadığını söylemeyi zul addediyorum) kamil sönmez, cihat tamer, menderes samancılar, nurseli idiz, sarp apak, hande subaşı isimleri sanırım bahsetmek istediğim şeyi anlatmaya fazlasıyla yetecektir.
türkiye tarihinin nerdeyse hiç dokunulmamış, tabu sayılmış, suistimal edilmeye çok uygun terör olgusu hakkında neredeyse hiç dillendirilmemiş ve cesur şeyler söylediği iddiasıyla pazarlanıyor film. ancak mahsun kırmızıgül mesaj verme kaygısına öyle bir saplanıp kalıyor ki; film boyunca biri terörist biri asker iki kardeşin sinema dili bakımından hiç de olgun olmayan bir kaç zorlama sahnesinin, türk ordusunun baskısıyla boşaltılan köyler gerçeğinin gereksiz ve acemice araya sokuşturulmuş müşfik türk askeri fonuna yedirilmesiyle berbat ediyor bu bakir malzemeyi.
Bunun da ötesinde arabesk starımız mesaj iletmek kaygısı olan filmlerin, hikaye anlatıcılığına güvenemeyen yönetmenlerin düştüğü en büyük hata olan, vermek istediği mesajı filmin akıcılığını bozmak pahasına araya sokuşturulup duran film kahramanlarının dilinden söyleme hatasına bir çok kez, hatta insanda bıkkınlık uyandıracak derecede sık düşüyor. bu çok katmanlı, bir çok konuda söyleyeceği, taslayacağı bir çok ucuz bilgelik taşıyan film üst üste bindirilmiş bu bir çok katmanın da etkisiyle ilerleyen dakikalarla birlikte anlatımda savrukluğa düşüyor, aksaklıklar yaşatıyor izleyenlerine.
daha da açmak gerekirse; doğu'dan terör nedeniyle göç ettirilmiş bu kalabalık aileyi fon olarak kullanan mahsun kırmızıgül -kimi zaman demek isterdim ama filmin hemen hemen tamamında- terör, boşaltılan köyler, insan kaçakçılığı, 3.cinse uygulanan baskılar ve benzeri bir çok konuda insanların gözlerine soka soka duygu sömürüsü yapıyor. bu yeni yılmaz güney'imiz bir çok konuda öyle çok ucuz sömürü yapıyor ki bir yerden sonra hangi hikayede neyi anlattığını şaşırıyor, hikayede yaşanan bu aksaklıkların da etkisiyle kopuyorsunuz filmden. Söylenmemiş olanı söyleme iddiasını taşıyan bu filmin çırpınan balıkları metafor olarak kullandığı bir sahnesi ve gücünü tamamen norveç'in eşsiz fiyortlarından alan görselliği dışında pek de bir şey sunmadığını söylemek gerekiyor.
bununla birlikte mutluluğu iltica ederek norveç'te arayan ailenin diğer fertlerinin yaşadıklarını anlatırken, modern avrupa ve terör illetinden kurtulamayan türkiye'yi karşılaştırarak; avrupa'yı ümidin, türkiye'yi ise bir kısır döngünün merkezine yerleştiriyor mahsun kırmızıgül. her ne kadar bu konu tartışılabilirse de türkiye ve avrupa arasında bu derece net bir ayrımın yapılması insanda bir rahatsızlık duygusu da yaratmıyor değil. zira terör sorununu ve ülkenin bu iki halkının yaşayageldiği travmayı anlatmak iddiası olan bir filmin; artık iyice magazinel bir boyuta taşınmış biri terörist biri asker iki kardeş mevzuundan ve oğlunun askerde şehit olduğu haberi verilen ailenin yaşadığı dramdan damıtılacak duygu sömürüsünden daha fazlasını yapması ya da söylemesini bekliyor/istiyor/talep ediyor insan.
özetle bir çok konuda bir çok mesajı hem de kahramanlarının dilinden vermeye çalışan çok katmanlı bir film güneşi gördüm. terör, ayrımcılık, 3.cinse uygulanan şiddet ve daha bir çok konu, bu kalabalık doğulu aile fon olarak kullanılarak yedirilmeye çalışılıyor izleyiciye. görsel olarak bazı artıları olduğunu söylemek mümkünse de anlatımın savrukluğu, kahramanlarının ete kemiğe ve bir kişiliğe bürünememesi, yoğun mesaj kaygısı ve ağır aksak ilerleyen temposuyla açıkça kötü bir film güneşi gördüm. ancak anlatılan bunca şeyden sonra merakınızı gidermek için gidebileceğiniz bir film.