tavsiye üzerine gidilen film.
son zamanlarda özellikle konuştuklarımı, anlatmak istediklerimi çok iyi göstermiş öncelikle. bu arada suya sabuna dokunmadan geçemeyeceğim için en baştan spoiler içerdiğini belirtmem gerek.*
filmi sadece kürtler ve türkler arasında, kısaca bizim aramızda olan problemlerden ibaret sanmayın. film insan olmanın, yaşamanın getirdiği ve götürdükleri üzerine. ama ilk önce kürtlerle alakalı kısma değinelim:
günlerdir burada da anlatmaya çalıştığımız birçok şey var filmin içinde. kürtlerin hepsine terörist muamelesi yapanların özellikle gidip izlemesini istiyorum bu filmi. bir oğlu dağda iken bir oğlu vatani görevini yapan o kürt babanın halini biraz olsun anlamalarını istiyorum. diyeceksiniz ki bu bir film tabii bu şekilde olacaktı falan filan. filmin başında bir yazı var; bu hikaye gerçek hayatlardan derlenmiştir diye. yani filmde anlatılanların hepsi gerçek arkadaşlar. zaten izledikten sonra gerçekliğini siz de anlayacaksınız. ve eminim ki ön yargı ile gidenlerin bir çoğu bu ön yargıyı sinema salonunda bırakıp çıkacak dışarı. her şeyden önce karşıdakine insan gözüyle bakabilmeye belki biraz daha yaklaşacaklar.
doğuda cahillik var, fakirlik üst seviyede. ve bu insanların hayat şartları o kadar zor ki, izlerken içiniz acıyor. eskiden ateş düştüğü yeri yakarmış derlerdi, şimdi ateş her yeri yakıyor gerçekten. kimsenin umursamadığı, elini uzatmadığı doğunun ateşi, cahillik olarak hepimizi yakıyor işte. bu cahillik kah kandırılmış ve dağa çıkarılmış, eline silah verip kardeşini öldür denmiş bir terörist olarak, hak bir erkek çocuk veremedi diye karısının üstüne başka bir kadınla yapılacak olan evlilik olarak çıkıyor karşımıza.
biz de oturduğumuz yerden ahkam kesiyoruz sadece. doğuda bir aile bilmemkaç çocuk yapar da, benim kendi çocuklarımın yaşama hakkını daraltır mı falan diye. ne kadar benciliz farkında mısınız? ortada gerçekten büyük bir tehlike var. cahillik bu tehlikenin adı, bu doğuda olanı. burada olanı ise bencillik.
dedik ya sadece kürt-türk meselesi değil diye, bir de cinsel tercih olayı var işin içinde. doğulu, gelenek görenek, töre sahibi bir aile için kolay kabul görecek bir şey değil anlatılan. filmde bir nokta var ki çok açık değil ama düşünmek gerek üstüne. cinsel tercihinin ortaya yavaş yavaş çıkmasının ardından sürekli olarak şiddete maruz kaldı filmdeki kişi. evet cinsel tercihe saygıdan bahsediyoruz ve yine evet ki; eşcinselliğin direkt gidip de travestilik yapmak olmadığını söylüyoruz. ki böyledir gerçekten; kadının orospusu neyse, eşcinselin de travestisi budur. böyle olmalı mıdır, asla. ama işte bu da yine konuşamamaktan, orta yol bulamamaktan kaynaklı değil mi? cinsel kimliği yüzünden sürekli şiddete maruz kalan o kişi evden kaçıp gitmeseydi, her şey belki de farklı olacaktı. direkt buna bağlamıyorum olayı ama yine de empati kurmakta yarar var.
neticede dönüp dolaşıp, sınıflandırma mantığı, insana gereken saygının olmaması ve cahilliğe geliyor iş.
insan dili, dini neyse ne, insandır der noktalarım ama şunu da söylemeden geçmeyeceğim;
verilen emeği göz ardı edip, ortaya çıkanları bir kalemde yerin dibine sokmakta üzerimize olmadığını bir kez daha anlamış bulunuyoruz.