nietzsche kuvvetle muhtemeldir ki haldun ve rüşd'den yola çıkıyor bunu söylerken, ki bu iki isim kant'tan marx'a alman filozoflar başta olmak üzere 19. yy'daki avrupa'nın idealist ve materyalist felsefesini doğrudan etkilemiştir.
islam devletini ve topluluklarını incelediğimizde şu bir gerçektir ki 1000'li yıllarda islam felsefesi zirve noktasına ulaşmıştır. bu gelinen noktada insancıllığı ön plana çıkartmasıyla da gerek ispanya'da, gerek de anadolu ve balkanlarda hızlı bir ilerleyiş sağlayabilmiştir. hayyam, sina, fuzuli, farabi, rüşd ve haldun (isimleri kronolojik yazmadım) bu dönemlerde öne çıkan başlıca isimlerdendir gene.
ancak her zaman dediğimiz gibi kendini bir gerçeklikötesiyle açıklayıp bunları zaman-mekandan bağımsız kesin/mutlak doğrular olarak sunan bir görüş olduğundan dinler, ilerici özelliklerini zaman geçtikçe gericiliğe terk etmesi kaçınılmaz olandır. ki bu nedenle islam hristiyanlıktan daha ileride iken hristiyanlık büyük bir kırılmadan sonra vatikan'a hapsedilip de çağdaş felsefe ve ona paralel olarak çağdaş bilim gelişmeye başladığında, islam da yaygınlığını ve halk üzerindeki gücünü koruyabilmek için totaliterleştiğinde hristiyan toplumların gerisine düştüğünü görüyoruz islam toplumlarının. bu meselede rönesans avrupa için bir ileri sıçrama noktasıysa nasıl ki, bir benzerinin, çok daha öncesinde islam'da yaşanmasını engelleyen gazali'yi de rahmetle anmak elzemdir.
hülasa, nice'nin odaklandığı 1000'ler iberya islamı nasıl ki söylediği gibiyse, yaşadığı dönemlerde ve günümüzde afrika, ortadoğu, anadolu, orta asya ve balkanlarda yayılmış olan islam bunun tam tersidir. iddia edebiliriz ki nice eğer naci olarak osmanlı'da yaşayan bir filozof olsaydı hristiyanlığa karşı aldığı tutumu ve hatta çok daha eleştirel bir tutumu islam'a yöneltmekten çekinmez, akabinde de tiz kellesi vurulurdu.