3x5'te masayı kurmaya çalışılması üzerinden karakter inşasının anlatılışı mükemmeldi. feyyaz'la aynı yaşlarda biri olarak tam olarak aynı şeylere kafa yormakta olduğumuzu fark ettim. belli ki entelektüel faaliyetin özellikle bu yaşlarda çıkıp çıkabileceği tek nokta var; karakter inşası.
o kendini senden daha özgür tahayyül eden, sana bi türlü tam anlamıyla ikna olamayan, ikna olsa dahi bunu üst perdeden kabullenir bi tonda sergileyen halının altına süpürülmüş o büyük ilk aşk,
serbest bırakıldığında adeta toplumsal hayattan bihaber bir pure bir hayvanmış gibi davranan ancak esasında senin en güzel halin olan o alt benlik,
seni kaygılara sürükleyen, üzerinde sürekli eleştirel bi göz tutup esasında kendi karakter inşasında senden faydalanan ama bunu da oldukça maharetle yapıp aslında seni düşünüyormuş gibi davranabildiği için bi türlü vazgeçemediğin en yakın arkadaşlar.
bunların hepsine siktir çekip içinden geldiği gibi davrandığı yakaladığın o geçmişteki, memleketten ayrılmamışlıktakine çok benzer huzur hissi...
hepsinden bende de var be yılmaz'ım, yalnız değiliz şu hayatta.
mesela bölümün ortasında bi sahne var; ilkkan masayı kurmakta geç kaldıkları için kızıyor, ersoy masayı kurmaya bi gerek olmadığını söylüyor, ilkkan; "bu masadan hiçbirimiz memnun değildik ama sesimizi çıkarmaya götümüz yetmedi, herkesin masası böyle dedik, uğraşmadık", yılmaz; "hayır nesi kıytırık bizim masamızın, iyi kötü bugünlere geldin sen"... :D
35 yaş sendromunu güzel anlatmış. ortalık kan revan, herşeyin tam yerine oturmaya başladı başlayacağı bi zaman... 20 yıllık planların ilk meyvelerini vermeye başladığı, masa bi rahat dursa geleceğin çok güzel inşa edilebileceği zamanlar. ama masa durmuyor, gel benle uğraş, beni iyileştir, daha güzeliyle değiştir diyor. yılmaz'ın içgüdüsü bi dur gözünü seviyim, şimdi hiç sırası değil diyor.
bi sahnede tolga diye bi karakter var eve gelen misafirler arasında; 50'lerden fırlamış genç bi adam. ilkkan diyor ki tolga evlenmekten vazgeçti yılmaz, yılmaz "ne diyosun" diye sevinip heycanlanıyor tolga'ya sarılıyor, yüzünü bi rahatlama ifadesi kaplıyor, "çocuk yook, torun yook" diyor yılmaz, ilkkan tolga yılmaz üçü sarılıyor... tolga yılmaz'ın dedesi, sahne yılmazın hayatta olmama isteği, intihar eğilimi. bunu da ikinci izleyişte fark ettim. katmanlı bi iş yapmışlar.
ümran abla rüyayı anlattıktan sonra jenerik akarken son sahne; ersoy kalkmak istiyor, sıkılıyor, masada pek keyfi yok muhabette de dahil olamıyor, ümran bilinçaltında onu arzuladığı için terslemiş falan, ilkkan'sa ipleri ele almış. rüya boyunca anlatılan ersoy'un temsil ettiği ve yılmaz'ın çok mutlu, çok başarılı birisi haline getiren alt benliği gerçek hayatta tekrar pasifize edilmiş, ipleri ilkkan ele almıştır. yılmaz gerçek hayatta başaramamaya devam edecektir.