arka fonda can dostumdan bir ezgi çalıyor... mercan dede, eski istanbul desin.
garip bir kavga mı desem; yoksa tahrik unsuru bir gerginlik mi? ama bu kadar kısa sürede benden bir tane daha oldugunu görmek garibime gitti dogrusu. kabarık saçların, burnun hep gölgesinde kalacak siluetle muhteşem uyumu mu yoksa arada kafayı kaldırmanın önemi mi bilinmez. güzeldi be portakal...
kimin haklı değil de neyin dogru olduğu üzerine, yaratılışından gelen bir gücün varlığını, samimi saflıgın ile hissetmek güzeldi.
nasıl derler; şu * günlük dünya'da, insanları doğru olana yönlendirmek için gönderilmiş bir elçi edasında tanıdım seni... hele ki hiç tanımadıgım zamanlarda yaptıklarımın uzerine... utandım, ne yalan diyim. ama gerekçelerim vardi. biliyorsun!
garipti... uzun suredir bir msn ekranına böylesine manasızca bakmamıştım. matrix'in ne oldugu hakkında en ufak bir şüphem kalmadı sayende. sağ ol. sustugu zamanlar bu kadar geveze olabilen ve aklımın içinde surekli konuşan bir insanı tanımak hem tedirginlik verici hem de anlatılmayacak kadar lezizdi. ve ben bu tadında bırakıştan o kadar mutluyum ki anlatamam.
yok yok, gözüme toz kaçtı... onun için bir satır boşluk...
şu 3 günlük dunyada, azgıma bir parmak da olsa "insanlık" balından çaldıgın için nefes aldıgım surece seni unutmayacagım...
hatıra defterimden dostlarım için çok klişe ama senin ilk kez duyacagın bir replik ile sonlandırayım günü...
" saçların rüzgara her bırakışında, yüreginden bir parçayı da özgür kıl... unutma yaşam seni seviyorum "