benim de lisedeyken sınıf birincisi, benden daha çalışkan bir arkadaşım vardı.
saka, iskete, florya gibi kır kuşlarını tuzaklama yaparak yakalardı. yakalayacağı kuşun cinsinden bir tanesinin ayağına ip bağlayıp, kenarına ip bağlanmış çektiğinde düşecek ince gözenekli bir ağın altına çiftleşme umuduyla gelen kuşu bu şekilde yakaladıklarında sevinçle çığlıklar atardı.
"bunlar papağan gibi değildir, doğada yaşayan evcilleşmeyen kuşlar" diye, bir iki kez uyardım kendisini. bana gülerek, "oğlum bu bir tür hastalık demişti. okul bitti, üniversite hayatları başladı ayrıldı yollarımız. yüksek okul zamanları hiç görüşmedik. sonra okulu bitirip evlendiğini, bir şirkette muhasebe müdürlüğüne yükseldiğini öğrendim, hatta kendi evini aldığı haberini de aldım.
yaşlarımız artık 30'a vurmuştu tahminim. bir pazar günü sabah saatlerinde, boğaz köprüsünde arka koltukta kucağında kafes varken meydana gelen trafik kazasında, kafesin tellerinin vücuduna girmesiyle vefat etmiş. ölümünü geç haber aldık sınıf arkadaşları.
bir haksızlık, kul hakkı olduğunda o alacak, mutlaka bir gün çıkacaktır.