serbest yaptığım işe ek olarak, minnoş bir sermaye ile küçük bir ithalat işine el attım. ilk zamanlar al ver güzel iş yaptık. almanya merkezli firma türkiye'de bir firma kurdu ve ürün kalemlerini bu firmanın üzerinden göndermeye başladı.
son partide bozuk mal geldi ve geri veremedim. bozuk mal gelmesi umurunda olmayan yurtdışı firmanın türkiye mümessili firma senetlerin vadesinden 1-2 ay sonra, beni icraya verdi. yaklaşık 2007 yılı rakamlarıyla 75.000 lira icra davası açıldı. ana para yaklaşık 40.000 liraydı. (kirada oturduğum evin satış bedeli 80.000 liraydı, fikir vermesi için belirteyim dedim.)
kredi çekme veya borç alma durumum yoktu. mecburen elimdeki vasıfları iyi olmayan malları anadolu'daki çoğu şehre, eski arabamla, arka koltuğuna ve bagajına malları doldurup dolaştım. otelde kalmadım, yani kalamadım. benzin istasyonlarının kuytularında yattım geceleri. ama o bozuk malların alayını 1 ayda sattım. üstüne de 15-20 bin lira kazandım. çakal firmanın alacağını icra dairesinde cadı avukatına ödedim, hazır dedim elim değmişken şunlara bir kusurlu mal davası açayım dedim, mahkemeye verdim firmayı. iş olsun diye e-devletten davayı takip ediyordum arada sırada, açtığım gibi kaldı nedense, ben de bıraktım peşini.
bu arada bana "abi gel birlikte yapalım bu işi, sermaye benden, gayret senden v. s." diyen eski patronlarımdan biri, firmanın adını irtibat bilgilerini öğrendikten sonra, ben icrayı ödemeye çalışırken, o malın türkiye satış ve pazarlama temsilciliğini almış. bunu da bütün borçlarım bittikten sonra öğrendim.
yukarıdaki son paragraf; para için haysiyetsizlik yapan zengin patronlara gelsin. gözlerini doyuramıyoruz efendim, yedikçe daha çok azıyorlar.