havanın hüznü çökmüştü istanbul insanının yüzüne, hiçbişi olmayan bir meydanın ortasına terkedilmiş hüzünle, dort yanı hasret olan unutulmuş ada yorgundular yasdan...gel bu şehrin havası boyle kalsın şehre inat gülelim via kartsız mekanlarda, az da olsa laila kapısı bunalımıyla...çekmeyin kuzeniz..efeler diyarından geldik demir parmakları ezeriz...kirli sakalı ile bir eşkiya ve ceylan gözleri ile abide-i seksepalite...gülüşler sacarız on yıllık gloria jeans'te, alırız hakkımızı ekstra kahveyle...ve ben anlarım dort bardak kahvenin susamıscasına muhabbet ile nasıl ikiye düştüğünü ve anlayamamakda haklısın dört sene içinde yüreksagdanın değişen yüzünü...yüreğimi bir mum gibi eriten ki hediye..ne utanması utandırdığın yerde..yabanmersini farzı uzayan yollarımda ben çöller jaguarı, ben hasretin yası, ben ikilem doldum, anadolu dolu...ve sen yüreğin çatalcadır, fıtratın kartalca, ufuklara bakarak dolu dolu sevdalısın, inadına gülenler bozkırında kazanmaya muktedir eski türk otağısın..ve yine gidiyorum vakit tamam, yolculuk var öz sılama, çayımı yudumlarken, kolumda bilekliğimle sana yazmaya, kuzenim; keskin bakışını çalmasın dünya...
bir cumaydı kardı kıştı, kıskandı inadına gülmemizi, istanbul ağladı..