Interrail denen hadise, aylık akbil abonmanlığı gibi, size 1 ay boyunca avrupa'nın neredeyse tamamında istediğiniz trene atlayıp özgürce plan yaparak gezip tozabileceğiniz bir fırsattır. Yalnız ben rahatıma düşkünüm arkadaşım, 3 öğün yemeğimi yerim, taksiye biner gezerim, geceleri kafamı yastığa koyar uyurum diyorsanız bu iş size göre diil.
Bu işin güzelliği de ton balığı konservesi- meyve suyuyla beslenmek, tüm şehri yürüyerek arşınlamak, otobüse binerken bile düşünmek, ayaklarda oluşan su toplanmalarını patlatıp, yaraları görmezden gelmek, sırtınızdaki 20 kilo çantaya bana mısın dememek, geceleri garlarda, park bahçe, klise önü, sahil, iskele, köprü altı gibi bilimum yerlerde "homeless" larla beraber sabahlamaktır. Ola ki orda burda kafaları çeken sarhoşları görürseniz bilin ki nimetlerinden size de ikram etmekten memnuniyet duyarlar, çevre dostudurlar:) çöplerinizi atabileceğiniz en yakın çöp bidonunu size işaret ederler.
Sadece sokak hayatı mı, ben sadece bunları yapmam gider müze- klise gezerim, tarihi yerleri görürüm diyorsanız zaten tüm bunları yaparken Avrupa'da tarihin kollarında yatıyor olduğunuzu da unutmayın, bütçenize göre pek çok seçenek mevcuttur ancak sırtınızda interrail çantanızla Hilton'dan çıkarken görülürseniz pek de hoş karşılanmazsınız
Yolculuğa çıkarken geride bıraktıklarınızı, sizi bekleyenleri özleyeceksiniz ama her şeyin sonunda döneceğinizi bilmek sizi rahatlatmalı.
Interrail ruhu için gerekli felsefeyi özümsedikten sonra, maddi gereksinimleri dert ediyorsanız, 400 euroluk aylık tren bileti dışındaki tüm masraflarınızın tamamen sizin lüks tutkunuza bağlı olduğunu, ama günlük 15-20 euro gibi bir miktarla müzeleri, tarihi yerleri gezip; karnınızı doyurup üstüne bir de çikolata-fıstık yiyebileceğinizi söyleyelim...