Ne zaman laiklik ile ilgili bir şey duysam şu anektodu hatırlarım:
gazetecinin biri bir köye gider zamanın birinde...
köyün kahvesinde yaslılar hos sohbet oturur, bir yandan da roportaj yapar.
konu ataturk e gelir... yaslı amcanın biri : "ben cok severim ataturku. cok böyük bi adammış" der
gazeteci sorar;
- neden seviyorsun atatürkü?
- atatürk layıklıgı getirdi de ondan
- layıklık neymiş peki amcacım?
- layıklık, kerhaneye layık olanın kerhaneye gitmesi, camiye layık olanın camiye gitmesidir.
Yüce önderin ise kendi sözleriyle:
"laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin etmiştir."
"laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılmasi demek değildir. bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hurriyeti demektir
"din bir vicdan meselesidir. herkes, vicdanının emrine uymakta serbesttir. biz dine saygi gösteririz. düşünüşe ve düşünceye karşı degiliz. biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz"