ulu roman

entry4503 galeri video8
    127.
  1. ayak sesleri yağmurunkine karışıyordu ve adımları gittikçe hızlanıyordu. bir yandan düşen yıldırımları sayarken bir yandan da kaldırım kenarından yürümemeye dikkat ediyordu. yağmur çok hızlanmıştı, sanki onun yürüdüğü caddeye daha çok yağıyordu. Bir çocuğa kızar gibi kızdı kendine ve yavaşlayıverdi, bir şey unutmuştu geldiği yerde, geri dönmek istedi fakat karar veremedi. bir ileri bir geri giderken, birden aklına sinüziti geldi ve hızlı adımlarla yürümeye devam etti.

    bir yandan koşar adımlarla yürüyor, bir yandan da küfür ediyordu, ''ne lanet bir gün'' diye aklında geçirirken yanından hızla geçen araba yerdeki tüm suyu üzerine boca etmişti. o kadar öfkeyle dolmuştu ki, en az adımları kadar hızlı küfür etmeye başladı. aklına ne gelirse uzaklaşan arabanın arkasından söylüyordu. sonra başını eğip ayaklarına doğru şöyle bir kendini süzdü. zaten sırıl sıklamken, bir de yerdeki kirli suyun üzerini mahvetmiş olması dayanılır gibi değildi. birden bir başka arabanın sesini duydu ve hemen kaldırımın diğer tarafına geçip yürümeye devam etti. bir müddet sonra neden o arabanın yanından geçmediğini merak ederek arkasına baktı ve arabayı bir sokağa girerken gördü. bu duruma bile kızmıştı. eve ulaşmasına daha en az yarım saat vardı. "lütfen yağmur dursun" diye içinden geçirdi fakat aksine yağmur daha da şiddetlenmişti. artık aklına edebileceği bir küfür bile gelmiyordu.

    yarım saatin sonunda sırılsıklam bir halde nihayet evinin kapısının önündeydi, birbirinin aynı iki anahtardan birini kapı deliğine götürürken bir anda durdu. yanlış anahtar olduğunu düşünüp diğerini soktu fakat kapı açılmadı. sonra ilk anahtarla kapıyı açarken birden ikinci arabanın onun kaldırımın diğer tarafına geçtiği halde yanından geçmemiş olması aklına geldi ve yanlış anahtarla o arabayı birbirine benzetti.

    söylene söylene içeri girdi ve doğruca banyoya gitti. ıslanmış elbiselerini çıkarıp kirlilerin içine attı ve duşa girdi. bir an evvel rahatlamak ve bu lanet günü unutmak istiyordu. sıcak suyun altında bir yandan gevşemeye çalışırken bir yandan da evde yiyecek bir şeyler olup olmadığını düşünüyordu. dün karşı komşusunun verdiği bir tabak türlü aklına geldi. yemek hazırlaması gerekmeyecekti. o kadar kötü şeyin üstüne bu onu sevindirmişti. "ne iyi kadın" diye düşündü ve sıcak su musluğunu biraz daha sola çevirdi. banyodaki ayna buhardan kapanana kadar suyun altında kaldı. bu onun en büyük zevklerinden biriydi, her zaman ayna buğulanana kadar duşta kalır sonra da fön makinasıyla aynayı kuruturdu, yine öyle yaptı. sonra temiz elbiselerini giyip doğru mutfağa, dün tok olduğu için tadına bakamadığı türlüyü yemeye gitti. türlüyü dolaptan alıp tencereye boşalttı ve ısınması için ocağa koydu. sonra oldukça hafif hissederek kendini, içeri gidip sevdiği şarkılardan oluşan kasedi teybe koydu. yemek yerken müzik dinlemek çok hoşuna gidiyordu. ama en çok hoşuna giden şey; her yemekten sonra bir sigara yakıp balkona çıkmaktı. sonra yine birden yüzünde bir "kahretsin!" ifadesi belirdi, sigarasını işyerinde dağınık çalışma masasının üstünde unutmuştu. yoldayken de aklına gelmişti ama sigara için geri dönmeyip " bir büfeden alırım nasıl olsa " diye düşünmüş fakat yağmurdan ve üzerini ıslatan arabaya sövmekten unutuvermişti.

    birdenbire daha az önce yakaladığı neşeyi kaybetmiş tüm keyfi kaçmıştı. yemekten sonra sigara içemeyecek olmasına ve bir tek sigaranın moralini bozabiliyor oluşuna çok kızıyordu. dışarı çıkıp sigara alamazdı çünkü hem yağmur devam ediyor hem de açık bir büfe bulabilmesi için en az yedi sokak yürümesi gerektiğini biliyordu. oflaya puflaya salondaki koltuğa uzandı, bir müddet sonra dinlediği şarkıya eşlik ettiğinin farkına varmıştı ki; tam bu sırada kapı sesini duydu. birisi şiddetle zile basıyordu, hemen yerinden fırlayıp kapıya koştu, gelen karşı komşusuydu.

    kadın çok rahat ve kendine güvenen tavrıyla;

    - neredeyse öldüğünüzü düşünecektim, dedi gülümseyerek.
    - afedersiniz duymadım, bu aralar biraz dalgınım da, diye cevap verdi ama bu cümleyi her kelimesinde kekeleyerek söyleyebilmişti.

    kapıyı biraz geç açmış olmanın verdiği mahçupluk, kapıyı açar açmaz yüzüne çarpan etkileyici parfüm kokusu ve karşısında duran olgun, bakımlı ve gerçekten güzel bir kadın, onu hiç olmadığı kadar heyecanlandırmıştı.

    - rahatsız ettiğim için çok özür dilerim ama dayanamadım sigaram bitti ve bende tek başıma dışarıya çıkmak istemedim, varsa bir sigara isteyecektim, dedi kadın.
    ama kadını süzmekle o kadar meşguldü ki, cevap veremedi. dün ona yemek getiren kişinin bu gözardı edilemez güzelliğini nasıl da fark edememişti. omuzlarına kadar inen düz, kızıl saçları, omuzlarında kıvrılıyordu. şakakları pembe ve belirgindi, gözleri ise yüz metreden farkedilecek kadar iri ve sanki birbirine komşu iki deniz gibi maviydi. ufak burnu bu güzel yüzde hiç de göze batmıyordu. alnındaki birkaç çizgi olgunluğunu hatırlatıyor ve sürekli gülen pembe dudakları usta bir ressamın fırçasından çıkmış gibi bu güzel tabloyu tamamlıyordu. ince beyaz boynundaki mavi taşlı kolye, gözleri ve mavi benekli beyaz eteğiyle mükemmel bir uyum sağlıyordu. neredeyse bileklerine kadar inen eteği bacaklarını tam olarak göstermese de sol ayak bileğindeki halhal, bacaklarının güzelliğini hayal ettirebiliyordu. ince parmaklı beyaz elleri sırtına doğru sarkan işlemeli siyah şalını omzuna doğru çekerken pembe dudakları kımıldadı;

    - var mı sigaranız? diye yineledi kadın.

    göğsüne fazla gelen nefesini kontrol edemeyerek ve kekeleyerek;

    - özür dilerim bu aralar dalgınım da biraz, diyebildi.

    gülümsedi kadın

    - evet biliyorum az önce de söylemiştiniz, dedi ve ekledi;

    -bana bir sigara verecek misiniz?
    -Çok üzgünüm ama malesef benim de yok, sigaramın bittiğini eve gelince anladım. yağmurdan dolayı da dışarı çıkmak istemedim, dedi.

    Kadın güzel yüzünü buruşturuverdi, hiç beklemediği bir cevapla karşılaştığını çok belli etti.

    -Eee peki ne yapacağız? diye sordu

    Daha önce gitmemeye karar vermişti ama bu güzel kadını, kafasındaki sinüzit agrısına ve dışardaki yağmura rağmen sigarasız bırakamazdı, ayrıca bu durumdan kendinin de kârlı çıkacağını biliyordu, bir anda;

    -Ben gider alırım, dedi ve cümleyi kurarken çoktan kafasında bir senaryo yazmıştı....

    ( sonra devam edeceğim * )
    8 ...