Meslek lisesinde okudum. Türlü türlü eğlencelere şahit oldum, türlü türlü eğlencelerin içerisinde bulundum. Aslında her lisede olduğunu düşündüğüm şeyler bunlar fakat yine de yazı olarak kaydedemem. Okulun önünde zarar verme potansiyeli bulunan bir şey buldum, hayır bıçak değildi. Attım cebe öğlen arasında, öğlen arası bitince de sınıfa girdim. Amacım arkadaşlara gösterip eğlenmekti. Çok sıkıcı geçiyordu o günler. istisnasız her hafta en az bir kere sınıfımıza uğramadan duramayan müdürümüz ve yardımcıları sınıfımızı yine ziyaret etmek istemişler ve telefon aramaya karar vermişler. Sabah telefonunu kutuya koymayıp yanında taşıyanları yakalayacaklardı akılları sıra. Sonucunda yakalayamıyorlardı tabi, çünkü sınıfın herkesi ayakta uyutabilme potansiyeli vardı. Yanlış anlaşılmasın, övmüyorum fakat o zamanlar bu tür boş şeyler için sarf edilen çabayı düşününce bir gülme geliyor ister istemez.
Ben de o gün bot giymiştim ve arama öncesi rutin olarak çıkan "olm telefon araması varmış len asdasdasda" tarzı söylentiler çıkmamıştı. 7. dersin ortasında sayın müdürümüz ve iki yardımcısı sınıfa girdi, bizi gafil avlamışlardı. Çantalar, sıraların altı üstü her yer aranıyordu. Adeta büyük zayiatlar veriyorduk. Sınıfımızın telefon kapasitesinin yarısından fazlasını kaybetmiştik. Biz tahtada beklerken müdür tek başına arama yapıyordu, bunlar sınıfa ilk girdiğinde ben bu aleti botumla bileğim arasına sıkıştırmıştım. (Meslek derslerinin olmadığı günlerde takım çantası götürmek yasaktı.) Yani yere atsam dert dışarı atsam birinin kafasına falan gelecek bir sürü dert derken mal gibi kalmıştım bu gelmişti aklıma bir tek. ilk aramadan başarıyla geçmiştim ve bileğimden düşmek üzere olan bu aleti düşürmemek için bir şey yapmam gerekiyordu. Arkadaşların arasında eğilmiştim ve bağcıkları çözmüştüm. Yeniden bağlarken cebime atmayı planlıyordum. Bu müdür bey beni fark etmiş olacak ki "gel hele bakim şuraya" dedi. "Hocam ben arandım zaten!?wtf" kafasındayken detaylı arayası tuttu.
Gel bir de bunu tut diyecektim ki detaylı araması sonucunda alet yere düştü. Eline aldı sallayarak "Bunun ne olduğundan haberin var mı senin!?" "sen ne ayaksın?" "Kimsin ulan sen?" "Ne sanıyorsun kendini, eşkiya mısın lan?" laflarını ardı ardına sıralamıştı. Resmen bağırıyordu kulağımın dibinde. Başım falan dönmüştü utançtan, acayip bir durumdu. Salak olan ben, okulun önünde çıkan büyük kavgayı kast ederek "Hocam kendimi korumam lazım çıkışta vs" gibi şeyler söylemiştim. Hayır yani bu olay sonrasında cidden gerçekleşti ve kendimi korumam gerekti fakat bunu o zamandan ön görmek daha kötü olmuştu. Aslında ben hayatında ciddi bir kavga bile etmemiş insanım. Biraz süt çocuğu tarzında takılırdım, ya da ezik de denilebilir. Bunun faydasını görmüştüm ve yine görecektim. Sonuçta bulduğu şey bir suç aleti değildi ve biz de okula sık sık takım çantasıyla gelip gidiyorduk, çünkü elektrik bölümünde okuyorduk. Sonrasında hiçbir şekilde bahsi açılmadı bu olayın. Fakat ben o gün o sınıfta bir suçlu ve serseri damgası yemiştim, insanlara karşı isteyerek veya istemeyerek verdiğim o Ezik, silik izlenimi resmen hasar görmüştü ve okulda serseri olarak görülüyordum.
Bu durum öğretmenlerime de yansıyordu ve öğretmenlerimin sadece bazılarında dahi olsa beni görünce yüzlerinin düşmesi harbiden kendimi kötü hissettiriyordu. Yahu ben silik ezik gibi görünüyordum da harbiden öyleydim de yani, serseri değildim. O meslek lisesi ortamına katılıp sigara alkol içmekten kaçınmak için tek yapabileceğim şey buydu. Öbür türlü abimin de yaptığı gibi her hafta kavga edip bir gün dayak yiyerek, bir gün dayak atarak eve dönecektim ve bunlarla uğraşmak istemiyordum. Uğraşmadım da gerçi, işe yaramış demek ki. O zamana kadar vermiş olduğum iyi izlenimler, sonradan açıp bakmayacak olsam da derste tahtaya yazılan şeyleri defterlerime yazmam nedeniyle benden bütün hocalar nefret etmiyordu. Köşeyi son anda dönmüştüm. Az daha sınıfta kalıyordum o dönem. Bir insan hiç tam "50" not ortalamasıyla sınıfı geçer mi? hadi ama dostum, tabi ki geçer ve öyle olmuştu.
Meslek lisesinde pırıl pırıl insanlar da vardı. Kimisinin ailesi ayrıydı, kimisinin babası vefat etmişti. Herkes sorunluydu. Benim sorunum da erken ergenliğe girip erkenden aşık olmaktı. (Sorun da sorun hani asdasdasda 8 sene sürmesi harbi anormallikti) Hepimizin problemi aileden kaynaklanıyordu. Bu konu tartışmaya bile kapalıdır benim için. 12 yıllık eğitim hayatımda bir tek ilk öğretim dönemimde sınıf öğretmenim olan ijlal hocamı sever ve sayarım. Sonrasında 4+4+4 sisteminin ortasındaki 4'de bir sınıf öğretmenimiz vardı ki akıllara zarar. 38 kişilik sınıfın sadece (kaba hesap) 15 kişisiyle ilgilenmek de ne demek? "işin ne senin ###!?" denmesi gereken insanlar bunlar. Anasını satayım ya, o kadar insan atama beklerken bunların öğretmen olması ciddi bir eksiklik değil midir?
Vardır illa denk gelecek bir öğretmen. Öğrencilerine sahip çık. işin ne senin? "eeee, efenim şimdi 40 kişilik sınıfın tamamını idare etmek çoğ zor, bilion mu?" diye bir şey yok. Onlar insan, yarın bir gün kurban olacak koyun muamelesi yapma onlara.