"Ocak 1978'de Bülent Ecevit'in başbakanlığındaki CHP hükümetinin kurulması, MHP'yi içinde bulunduğu sıkışıklığı aşmak amacıyla radikal bir strateji değişikliğine yöneltti. "iç savaş stratejisi" olarak da tanımlanabilecek bu stratejiye göre, Orta ve Doğu Anadolu bölgelerinde faşist hareketin önderliğinde birleşecek geniş kitlelerin sözünü ettiğimiz hedeflere yine kitlesel biçimde saldırması bu bölgelerde iç savaşı kışkırtacak ve orduyu faşistleri de içine alan bir iktidar bloğu kurmaya zorlayacaktı. Bu seçenek gerçekleşmediği takdirde, süreç açık bir iç savaşa dönüştürülecek ve faşistler bu savaştaki sağcı cephenin önderliğini (elbette silahlı kuvvetler içinde kendisiyle birlikte davranmaya yatkın unsurlarla mümkün olduğunca birlikte davranmaya gayret ederek) tek başına yapacaktı."
"21 Aralık günü Kahramanmaraş Endüstri Meslek Lisesi'nde çalışan TÖB-DER üyesi iki solcu öğretmen (Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu) faşistlerce katledildi. Ertesi gün cumaydı ve faşistler özellikle Cuma namazı esnasında oldukça kalabalık olmak için hazırlıklara giriştiler. Endüstri Meslek Lisesi'ndeki bir dakikalık saygı duruşunun ardından cenazeleri defnetmek için yürüyüşe geçen 5000 kişilik kitle anti-faşist sloganlar atarak kent merkezindeki Ulu Cami'ye yaklaştı. Tam bu esnada Cuma namazı çıkışında caminin önünde biriken ve öğretmenlerin cenazesini camiye sokmamakta kararlı olan sağcı grubun içinden biri şöyle bağırıyordu: "Komünistler geliyor! Komünistler Ulu Cami'yi yakıyor! Ordu bizimle beraber! Neden duruyorsunuz, sizde din iman yok mu? Din elden gidiyor! Yürüyün, komünistleri öldürelim!" Ardından "Komünistler Moskova'ya!", "Katil iktidar, katil Ecevit!", "Komünistlerin cenaze namazı kılınmaz!" diye bağıran 10 bin kişilik faşist topluluk saldırıya geçti. Ardından kitlenin üzerine apartmanlardan sandalyeler, briketler, kaleden taşlar, silahlar, camiden takunyalara varıncaya kadar her şey atıldı. Cenazeler yerde bırakılmak zorunda kalındı. Kitle ancak Pol-Der'li polislerin olağanüstü gayretlerinin sonucunda Yörük Selim Mahallesi'ne geri dönebildi. Çatışmalar sonucunda faşist güruhun içinde yer alanlardan üç kişi öldürüldü.
Ancak her şey daha yeni başlıyordu. 22 Aralık gecesi faşist ajitatörler Sünnilerin yoğunlukta olduğu mahallelerde "ertesi gün Alevilerin silahlı saldırı yapacağı" propagandasına başladılar. 23 Aralık'ta MHP ve ÜGD adına belediye hoparlöründen yapılan anonslarda halk üç "şehit"in cenazesine katılmaya çağırıldı. Cenaze törenlerinin hemen ardından Yörük Selim Mahallesi'ne doğru saldırıya geçen sayısı 15 bini aşan kitle mahalledeki kitle direnişini kıramadı. Faşistler çok sayıda kayıp verdiler. Sonraki üç gün boyunca Yörük Selim Mahallesi'ne girmeye çalışan faşistler hiçbirinde bunu başaramadılar. Esas trajedi de bu başarısızlıklarının yarattığı hıncın sonucunda yaşandı. Devrimci güçlerin Yörük Selim Mahallesi'ne çekilme çağrısına uymayan, evlerinden ayrılmak istemeyen, çoğunluğu CHP taraftarı olan pek çok kişi faşistlerce katledildi. 22-25 Aralık günleri arasında sayısı bugün de belli olmayan (resmi rakamlara göre ölü sayısı 111'di; ancak gerçek rakamın bunun en az iki katı olduğuna inanılmaktadır) pek çok insan faşistler tarafından işkence edilerek, yakılarak katledildi. Bin civarında insan yaralandı. Çok sayıda kadına tecavüz edildi. Atılan sloganlar katliamın faillerini açıkça ortaya koyuyordu: "Allahını seven, peygamberini seven yürüsün", "Komünist Alevileri öldürün!", "Alevileri yaşatmayın, bunları öldüren cennetlik olur!", "Kahrolsun komünistler!", "Müslüman Türkiye", "Alevilere ölüm!", "Komünistler Moskova'ya!", "Yaşasın Türkeş."
Asker ve polislerin faşistleri engellemek için hiçbir ciddi müdahalede bulunmaması devletin katliama göz yumduğunu açıkça gösteriyordu. Bundan cesaret alan faşistler, son derece sınırlı bazı müdahale girişimlerine bile büyük bir öfkeyle tepki gösterdiler. 23 Aralık günü Jandarma Alay Komutanlığı "Komünist asker!" sloganını atan faşistlerin saldırısına uğradı. Saldırıları önlemeye çalışan az sayıdaki polis "Komünist polis!" sloganıyla protesto edildi. 24 Aralık günü ilan edilen sokağa çıkma yasağına uyan tek grup faşistleri önlemek yerine karakol ve kışlalarda oturmayı tercih eden devlet güçleriydi! Ancak katliam tamamlandıktan sonra, katledilenlerin cesetlerini toplamak için geldiler."
(Maraş katliamı: Türk faşizminin aynası, işçi Mücadelesi, Sayı 38)