Lâikliğin ayrıntılarına inecek olursak, devlet yönetimine dinî kural ve görüşlerin karıştırılmaması yanında, toplumda din ve vicdan özgürlüğünün sağlanması, din ve mezhepleri ne olursa olsun yurttaşlara eşit davranılması, devletin resmî bir dininin bulunmayışı, eğitimin lâik, akılcı ve çağdaş esaslara göre düzenlenmesi, bu ilkenin başlıca unsurlarını oluşturur. Lâiklik bu nitelikleriyle toplumda fikir ve inanç ayrılıklarının düşmanlığa dönüşmesini önleyen, vatandaşları hoşgörülü davranmaya yönelten, bu nedenle ülkede birlik ve beraberliği sağlayan temel unsurlardan biridir.
Sonuç olarak diyebiliriz ki lâiklik anlayışında din, devlet ve dünya işlere karışmayacak, vicdanlardaki yüksek ve kutsal yerini koruyacaktır. Lâiklik dinsizlik, din düşmanlığı, dine baskı, dine saygısızlık değildir ve bu anlamlarda yorumlanamaz; tam tersine lâiklik dinin her türlü çıkar hesaplarından uzak tutulması, siyasete âlet edilmemesidir. "Din, gerekli bir kurumdur. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur" diyen Atatürk’ün aşağıdaki sözleri de lâikliğin sağladığı din ve vicdan özgürlüğünün önemini ve dinin hiçbir zaman siyasete âlet edilmemesi gereğini vurgulamaktadır: "Din ve mezhep, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse, hiçbir kimseyi ne bir din, ne de bir mezhep kabulüne zorlayabilir. Din ve mezhep, hiçbir zaman siyaset aracı olarak kullanılamaz."
sen başörtülüsün karşim, adamsın geç içeri.
veya sen haç takıyorsun, giremezsin, hop dur orada değildir.
ya da başörtüsü takıyorsun, giremezsin kamu kurumlarına,
haç takıyorsun, gir kardeşim kamu kurumlarına değildir.
yani şudur:
Müslüman da hıristiyan da yahudi de dini sembolleri geride bırakıp kamu kurumlarına girecek. böylece devlet de tarafsızlığını gösterecek.
bitmedi ulan sizin şu başörtüsü mağduriyetiniz. bir ikna odaları yazmadığınız kalmış. sanki o dönemde haç takan hıristiyanları alıyorlardı, sadece başörtülüleri almıyorlardı. Ülkenin çoğunluğunun Müslüman olması, Müslüman devlet gibi davranacağımız anlamına gelmiyor. ne ağladınız ulan.