“Tanrı bin birinci gece şairi yarattı, bin ikinci gece Cemal’i.” Böyle diyordu Ülkü Tamer onun için. 1983 senesinde Sanat dergisine verdiği röportajda ise şiir tutkusundan şöyle bahsediyordu Cemal Süreya:
“Her gün, her an kızları düşünmekten, şiiri düşünmekten, ileriye yönelik hayaller kurmaktan, kız arkadaşlara vakit ayıramadık. Şiir yazmaktan, dans etmeyi öğrenemedim.
Mutlu yıllardı o yıllar.
En güzel zamanımdı. Özgürdük. Bir tuhaftık. Sanat çevresinde yoğrulurduk. Şiir günleri yapılırdı. Ben şiirimi kimseye göstermezdim. Şiir günlerinde okunanları beğenmezdim. Fransızcayı kendi kendime öğrendim. Çeviriler yapardık. Cebimizden şiir kitapları eksik olmazdı… Sabah Cebeci’den çıkar, sokakta okuya okuya yürüyerek Sıhhiye’ye, oradan Ulus’a, sonra Samanpazarı’ndan çember çizip tekrar Cebeci’ye dönerdim. Yürürken, okumadığım zaman yüksek sesle konuşurdum, önceleri delilik sandım. Meğer değilmiş.”
Cemal Süreya, Sevda Sözleri, Üvercinka, Beni Öp Sonra Doğur Beni, Göçebe, Sıcak Nal, Güz Bitigi ve gelecek yeni baskılar ile yeniden Can Yayınları’nda.
“Beni Öp Sonra Doğur Beni” – 1973
Şimdi
utançtır tanelenen
sarışın çocukların başaklarında.
Ovadan
gözü bağlı bir leylâk kokusu ovadan
çeviriyor o küçücük güneşimizi.
Taşarak evlerden taraçalardan
gelip sesime yerleşiyor.
Sesimin esnek baldıranı
sesimin alaca baldıranı.
Ve kuşlara doğru
fildişi: rüzgârın tavrı.
Dağ: güneş iskeleti.
Tahta heykeller arasında
denizin yavrusu kocaman.
Kan görüyorum taş görüyorum
bütün heykeller arasında
karabasan ılık acemi
–uykusuzluğun sütlü inciri–
kovanlara sızmıyor.
Annem çok küçükken öldü
beni öp, sonra doğur beni.