-oglum behcet, sen bir medeniyetin iflasi nedir, bilir misin? dedi. insan bozulur, insan kalmaz; bir medeniyet insani yapan manevi kiymetler manzumesidir. anliyor musun simdi derdin buyuklugunu? cahilsin; okur, ogrenirsin. gerisin; ilerlersin. adam yok; yetistirirsin, gunun birinde meydana cikiverir. paran yok; kazanirsin. her seyin bir caresi vardir. fakat insan bozuldu mu, bunun caresi yoktur. sen cilt yapiyorsun; siraze nedir bilirsin. bizde insanoglu sirazesiz kalmis. hayat onun icin ahenksiz, birbirini tutmayan, gunun hayatina cevap vermeyen bir yigin olu kiymetler tarafindan idare ediliyor. dunyaya baktigimiz zaman ayri goruyor, kendi kendimize kaldigimiz zaman yri dusunuyoruz. yiginlara tezat icinde yasiyoruz, butun sark dunyasi bir istirap icinde. muttasil gomlek degistiriyor, hint’i, cin’i, efgan’i, arap’i, turk’u, hep soyunuyoruz; soyundukca ustumuzden attigimiz seylerin alelade ekler oldugunu, daha derinden birtakim seyler cikarip atmak lazim geldigini goruyoruz. o zaman korkuyoruz; oldugumuz yerde imdat arar gibi saga sola bakmiyoruz. sonra tekrar basliyoruz, gene tabaka tabaka soyunuyoruz, tirnaklarimizla derimizi yuzer gibi bir seyler daha atiyoruz. zaten biz soyunmasak bile onlar uzerinden lime ime dokuluyorlar. fakat olmuyor; bize lazim olan, gomlek degistirmek degil, icten degismektir. bu sadece distan yapilacak sey degil. bunu oldugumuz yerden yapamayiz, icten, distan her ufuk, bir gorus zaviyesidir. butun cemiyet hayati zihniyet etrafinda doner, insani yeni bastan, yeni esaslara kurmamiz lazim; yeni kiymetlerle yasayan bir insan. halbuki bu imkansiz.