bu aralar her ne kadar işe gidemesem de, her gün mutlak suretle 6:30 - 7:00 sularında uyanırım.
önce evi toparlarım yapılacak işleri hallederim sonra kapıya çıkarım.
kapının önündeki sokak hayvanlarına ayırdığım kaplardaki suyu ve mamayı yenilerim.
bahçedeki bitkilerle ilgilenirim. kökleri çıkmış olanları toprağa oturtur, kurumuşları budar, ihtiyacı olana suyunu veririm.
işe gittiğimi farz edelim; bunu rutin olarak yine yapar + işe gider + saate bakmadan mesaimi bitirir + işimi yapmak için değil, empati yeteneğine sahip biri olarak karşıma gelen insanların iyi niyetimi suistimal etmelerine izin vermeden ihtiyaçlarını karşılarım sonra yola koyulur eve döner yemeğimi yapar, evimle ilgilenir, günlük ödevlerimi münferit ve umumi olarak yine yerine getiririm. zaten stresle ve yüklü sorumluluklarla geçen her bir günün sonucu kafamı yastığa koyduğumda yaptığım ve bana karşı yapılan yanlışlık ya da problemlerin beni vicdanen uyutmayacağını bilirim.
mükemmeliyetçilik değil, yurttaş olmak hani.
şimdi arkadaşlar en son geçen sene ve son diyebileceğim * bütün bir ramazan boyunca oruç tutmuş biri olarak o zamanki günlük rutinimi söyleyeyim:
sahura kadar bir şekilde şekerleme yap. çünkü erken yaşta kalp krizinden gitmemek ve göbeklenmemek için akşam yemek yedin uyumaman lazım.
sahurda ye ye ye ye mecburen uyu. yediklerin ağzına gelsin (reflü)
rutinini boz, işyeri esneklik gösterirse öğlene kadar uyu. öğlen kalk işe git kaydırılan ve bitmeyen mesainin sonunu bekle. insanlara yarım ağız cevap ver. karşındaki adam dangalak değil. kim olursa olsun tersler sen de azıcık karakter sahibiysen terslenirsin. aç olduğun yetmezmiş gibi keyfinin ağzına sıçılır.
açlığın ve susuzluğun hormonal düzeyi ters-düz etmesinden ve çevrende sürekli birilerinin ''akşam ne yesek, acıktık ya, gün bitmedi aq'' şeklinde söylenmesinden kaynaklı demoralize olup bırak börtü-böceği kendine bile zaman ayırmadan eve git uyu, iftarın gelmesini bekle.
evde birileri varsa kısmen şanslı ama bencilsin, sen uyursun onlar yemek yapar. tek ya da yemeği senden bekleyen insanlarla yaşıyorsan anksiyeten tavan yapsın. bir de evde seni anlamadığını düşündüğün insanlara durumu anlat ilişkilerin yıpransın. bu durumu hayır aq ne alakası var, böyle olmuyor? diye normalleştirmeyelim arkadaşlar. çünkü artık durumlar eskisi gibi değil. şartlar ve zaman değişti. insanlar gerçekten zor şartlar altında yaşıyor. bir anne bile evladına karşı bir şeyler yaparken bir süre sonra aşırı yüklenmeye başlayıp, psikolojik desteğe ihtiyaç duyuyor.
şimdi bu iki durum arasındaki net farka gelelim.
alttaki insan oruç tuttuğu için cennete gidecek ama üstteki insan oruç tutmadığı için cehennemde cayır cayır yanacak mı?
ben cevabı vermeyeyim ama 1 senenin insani olarak çok şey öğrettiğini söyleyeyim, gerisini siz düşünün.
edit: bazı aç arkadaşlar rahatsız olmuş galiba. size enerji harcamamak adına gerçekleştirdiğiniz akşama kadar telefon başı mesaisinde kolaylıklar ve başarılarınızın devamını dilerim.
Edit 2: Bu düzeltmeyi üç gün sonra yapıyorum. Buyrun: