Kapitalist sistem, dışarıdan dayatma yoktan var eden bir şeytan olarak görülmekte, oysa ki kapitalist sistemin senaristleri ve oyuncuları bizleriz ve bizler kelimesi bir soyutlama değil, edimsel olarak var olan bizleri işaret etmekte. bizler köle, efendi veya modern adıyla tüketici, üretici zincirindeki oyuncularız. Birileri aç kalıyorsa,sefalet içerisinde yaşıyorsa bunun sorumluları çok uluslu global şirketlere ve bencil sermaye sahiplerine prim verecek şekilde tüketim yapmamız. onlar da bolca tüketim yapar, biz de bolca yaparız. herkes sermayesi doğrultusunda tüketim yapar.
Sistemin kölesi olmak denilen şey, bir tür psikolojik çok-değişkenli matrisin içinde onun birim elemanı haline gelmektir. Mesele psikolojiktir. Varoluşsal şiddet ve duygusal açlığımız tarafından sömürülüyoruz. kapitalist sistem kendi kendinin amacını içerisinde bulunduran bilinçli bir organik yapı değildir, kapitalist sistem bizim varoluşsal çelişkilerimizin, psikolojik sorunlarımızın nesnel bir yansımasıdır ve bir aracı görevindedir, amaç değil. yapılan reformlar belirli şeyleri daha iyi hale getirdiyse de yeni sorunlar oluşmaya devam ediyor zira sorunun kaynağına inilmesi gerekmekte ve bu da insan psikolojisinin kendisidir.
Psikolojimiz, bir zamanlar vahşiliğimiz ile hayatta kalmamızı sağlamakla işlevsel bir nitelik kazanmış olmakla beraber günümüzde bu psikoloji doğayı ve kendimize zarar veren, bir tür canlı bombayı andıran bir mekanizma haline gelmiş bulunmakta.
Doğaya karşı gücümüz zayıf iken psikolojik şiddet doğaya, çevreye yani nesnel olan ötekiye karşı savunmasız durumundayken, doğanın mantıksal ve tekrarlanır yapısını anlamamız ve bu anlayış ile kontrolü bir nebze ele geçirmemiz bir bebeğin eline el bombası verilmesiyle eş değer bir durum oldu.
Henüz olgunlaşmamış insanlığın teknik zihni psikolojik zihninden çok daha hızlı adım attı, teknik zihnin erken olgunlaşması psikolojik zihnin çürümesine yol açabilir. Bu noktada teknokratik sanal veya reel hükümdarlar insanları robotikleştirmek isteyebilir. Bu kimsenin birbirine zarar vermeyeceği kitlesel bir barış ortamı sunabilir fakat bu barış ortamında insan denilen varlık yok olmuştur. insan bütünsel bir varlıktır, bir tarafı yok edip bir tarafı yüceltmek kaçınılmaz olarak insanı öldürmek demektir. Şiddetin çözümü şiddete karşı şiddet olmamalıdır ki Huxley ve Orwell distopyalarında bunun örneğini sıkça görürüz.
insanlık kendine dair anlayış geliştirmelidir, bu nasıl olur, nasıl teşvik edilir bir fikrim yok zira henüz kitlesel bir olgu haline gelebilir mi onu da bilemiyorum lakin insanlığın psikolojik ölümü istenmiyorsa, psikoloji insan bilincinin kendi kendisine dönmesiyle düzeltilmelidir. Şiddet ve çatışma insanı bütünsel olarak algılamamaktan kaynaklanıyor, etik olarak iyi yanları vurgulayıp, diğer yanları yok saymak onlara savaş açmak demektir ki bu savaşın kaybedeni daima insanlık olur. Bilincin kendi kendine yönelmesi, kendi kendini tarafsızca incelemesi ve araştırması ise kollektif bilinç ve algı artışı ile beraber bunun doğal bir sonucu olarak bir durgunluk döneminden ziyade içi yaşam ve enerji dolu bir barış ortamı sağlayabilir.