algı çarpılması

entry1 galeri
    ?.
  1. Bir zamandır dünyayı hakimiyeti altına alan, Türkiye'de de açıkca gözlemlenebilen ve kesinlikle kasıtlı olduğunu düşündüğüm bir yöntemdir bu... Kavramları çarçur etme, eğer edemiyorsa bu kavrama -yakın görünen ama tamamen zıt içerikli- bir başka isim verme... Kimisi farkında olmadan "politically correctness" ("siyaseten doğruluk" bu "şey"i karşılamıyor... şimdi uzun uzun anlatasım yok ama "right answer"la "correct answer" aynı şey değildir, bunu bir düşünün diyeyim) adına yapıyor bunu, kimisi sırf havasına, trendine özenerek, kimisi ise kasıtlı olarak varolan durumu maskelemek için... Genelde de bu sonuncusunu yapan başlatıyor durumu, diğerleri işaret edilen yere omurilik tepkileriyle koşanlar...

    örnekler vereyim de anlasılır olsun derdim (yazılır da olsun, beni de bayıyor uzatmak);

    Sömürü (explotation)... Bir süredir bu lafı duymuyoruz, "Sömürülüyoruz" diyen yok, "Bu sömürüdür" deyince sanki eski Türk filmlerinden fırlayıp "Oh sevgili Saduman'cığım, kuzum sen aklını mı kaçırdın?" demiş muamelesi görmeniz de olası... Bu da ister istemez sömürü denen şeyin artık geçersiz olduğunu düşündürtüyor insana, "Sömürü yok artık!"... Ama bir şey aşikar, sömürülenler var, bunu da herkes görüyor... Tam burada da imdada "ezme-ezilme" (oppression) denen kavram kargaşası yetişiyor ve "sömürülenlerin" ismi "ezilenler", "mülksüzlerin" ismi "dışlanmışlar" oluveriyor... Ezme-ezilme kısmına geri döneceğim ama lafını etmişken, "mülk"e de değinmek lazım ki kendi pek yeni bir dava sayılmaz, şöyle ki;

    "Adalet mülkün temelidir" yazıyor mahkemelerde bu memlekette... Bu aklı başında her insana "Yanlış anladım galiba" dedirtmesi gereken söz nisbeten yenidir ama fikir ta yüzyıllar öncesinden geliyor... Yani aslına bakarsanız mülk kavramına dair algı çarpılması çoktan kıçımıza giren şemsiyedir... "mülksüzler" diyerek kontratağa geçilmiş ama şuandaki "dışlanmışlar" söylemiyle skor 6-1 falan oldu...

    Dönelim... "Ezme-ezilme" neden kavram kargaşasıdır?... çünkü somut bir duruma işaret etmemektedir ezme ve ezilme durumu ama bir yandan da "var"dır... Gerçekliğin, doğanın içinde hiyerarşi olmadığının söylenmesi mümkündür ve ayrı bir tartışmadır ama bunların hiyerarşik bir algılama ile çeşitli kategorizasyonlara sokulması da gayet mümkündür... Yani gerçeklikte var da yok da olmayan bir ilişkiyi öyleymiş gibi ele almanız gayet mümkündür, olasıdır, soyuttur ama bir çok durumda işinize de yarar... Zebra yiyen aslana bakıp "Eee ne var bunda? Doğal denge..." de denebilir, "Aslanlar zebralardan üstünmüş" de denebilir, "Besin zincirinde üstteki aslandır, üstün değildir ama üsttedir" de... vs vs... Aynen bunlar gibidir "ezme-ezilme" denen şey, tabloyu "Aslanlar zebraları eziyorlar" diye de görmek mümkündür yani...

    Tabloda "ezen ve ezilen" görmek "sömüren ve sömürülen" görmekten çok farklıdır, hem teori olarak hem de bunu yansıtan eylem-söylem olarak... Buradan çıkacak esas tartışma da idealizm-materyalizm tartışmasıdır ama o da ayrı konu, uzun konu... "Ezme-ezilme" bakışı görmek istediği şeyden bahseder, "olması gerekenden" bahseder, hitabi vicdana yöneliktir, neden-sonuç ilişkisi ya yoktur ya da sınırlıdır, "Bir yerden sonra ve bir yere kadar"dır... "sömüren-sömürülen" bakışı ise varolanın arızasına vurgu yapar, derdi daha çok "görmek istediği"yle değil, "yanlış giden"ledir, varolmakta olan "olması gereken"den öncedir... özetleyeyim; yeni bir sömürü türü icad edemezsiniz, sömürü sömürüdür (Adalet-adalet olduğu için) ama milyarlarca ezme-ezilme ilişkisi tanımlamanız mümkündür... (Not gibi: Monty Python'in Holy Grail'inde iki anarşist köylü, kralla tartışıyorlardı, çok iyi bir sahnedir... "Help help ! i'm being oppressed" kısmı özellikle)

    Peki "dışlanmışlar" kimdir?... Bir yere hakkı olduğu ve istediği halde giremeyenler mi?... "itilmişler" mi?... Biri bu lafi bana dese ve başımı okşasa öncelikle "Sensin itilmiş, sensin ezik" derim cevaben... Yok böyle bir kendini algılayış... "Hayatım boyunca tahakküm altındaydım, iktidar altındaydım" demek nere "hayatım boyunca ezildim, itildim, dışlandım" demek nere?... Ha meşru mudur bunlar, evet meşrudur ikisi de gözümde... Ama birincisini tavsiye ederim... Alevi toplumunun kendini "dışlanan cemaat" olarak gördüğünü pek sanmıyorum, ki kim gelse kafalarına vurmuştur, canlarını yakmıştır ama hala tüm kültürleri hoşgörü ve illa ki direnişe yaslanır... Aynen bunun gibi ama tersine olarak da burjuvazinin önde gideni pekala kendisine "dışlanan Musevi azınlık" süsü verebilmekte ve öldürülen, ordan oraya sürülen ve emeği sömürülen "Musevi" fukaranın, garibanın içine saklanabilmektedir... (Not gibi: Musevi sözcüğünün de aynen Alevi sözcüğü gibi bir ittihat ve terakki projesi olması hiç de şaşırtıcı değildir, çok ayrı bir tartışma daha)

    Gelelim "Yönetişim"e... Bu da yepyeni bir kavramımız (ingilizcesi "governance" ki "yönetişim"i hiç de karşılamıyor, yani bunun türkçesini ayrı ingilizcesini ayrı tartışmak lazım gelir) ... Hani şu "iktidar"la amcaoğlu olan "Yönetim"in yerine geliyor bu da türkçe çevirisiyle... Böyle "iletişim" gibi, karşılıklı bir durum yani yönetim... "Yöneten-yönetilen" ilişkisi var ama adil oluyor işler gibi sanki, "Hadi sen beni yeterince yönettin, şimdi de ben seni yöneteyim, ne güzel" durumu...

    Bakın internetten bu sözcüğe, göreceksiniz cennet bahçesini (Sözcüğün türkçesinin ve ingilizcesinin işaret ettiği kavramların zıtlığına karşın, cennet bahçesinin ortaklığı da şaşırtıcı değildir) "Yönetme-yönetilme bitmiştir ey insanlık gözünüz aydın!" diyesiniz de gelebilir tabi...

    Daha bunları "demokrasi", "haklar", "özgürlük ve serbesti" vb diye uzatmak mümkün ama benden bu kadar olsun... ister inanın ister inanmayın ama bu algı ve kavram karmaşaları her zaman "kasıtlı" ideolojik saldırılarla artarlar ve şu anda da dünyada toptan ve çok kanatlı ideolojik bir saldırı vardır, diyeyim bitireyim, başkasına da laf kalsın...
    0 ...