türk olmak. türk kültüründen ve çoğunlukla türk soyundan gelmek demektir.çoğu zaman da türkçe anadiline sahip olmaktır.kimi türkler vardır osmanlı zamanında kürtlerin arasına yerleştirilmiş ve zamanla anadilleri kürtçeleşmiş.kürtçe konuşan aleviler diye bildiğimiz kişilerin bir kısmı buna dahildir.aleviliğin türk inancı olduğu göz önüne alınınca da bu konu daha da somut bir anlam kazanmaktadır.
neyse gelelim asıl önemli kısma konuyu dağıtmadan.
türk,tarih boyunca her zaman savaşların ve mücadelenin göbeğindeki coğrafyalarda hüküm sürmüştür.kimi zaman gittiği yerlere savaşı ve mücadeleyi o götürmüş kimi zaman ise savaşa ve mücadeleye başkaları tarafından sürüklenmiştir.her zaman bir ülküsü vardır ve o ülkünün peşinden koşar.kimi zaman fetret devrine girer ama bu devirler hep kısa sürer.geçmiş ülküsü gidilmeyen yere gitmek,yapılamayanı yapmak,düzensiz topraklara ve halklara düzen vermek ve tanrıdan aldığı kudretle iktidarını pekiştirmektir.
bu onun geçmişteki büyüklük ülküsüdür.çünkü var olduğu topraklar büyük olmayana büyük olamayana her zaman mezar olmuştur.en basiti türk'ün değişmez vatanı anadoluyu ele alalım.yüzlerce halk millet gelmiş geçmiş ve yok olmuştur.hiçbirinin ne adı kalmıştır ne de başka bir şeyi.ama türk gelmiş ve büyüklük ülküsüyle anadoluyu 1000yılı aşkın süredir vatan yapmıştır.bu vatanda onlarca sefere saldırıya göğüs germiş ve daha da gelişmiştir. yani büyüklük ülküsüyle büyümüştür.
bu seferlere saldırılara ve büyürken açtığı savaşlara rağmen ne savaşmaktan yılmış ne de gocunmuştur.çünkü bu bireylerinin doğuştan var olan mesleğidir,kişiliğidir kısacası genlerine biyolojik gen sözcüğünden kıllananlar için söylemek gerekirse eğer kültürel genlerine yazılmıştır.*
türk yüzyıllar boyunca savaşmış,savaşmış yaratılışının,mesleğinin gereğini yerine getirmiş, böylece yüzyılları geçirmiş.ama birgün büyüklük ülküsünü kaybetmiş..çünkü başlarına türk olmayanlar geçmiş*.büyüklük ülküsünün gereklerini yerine getirmemişler bu baştakiler.nasıl getirebilirler ki? o ülkü binlerce yıllık kültürle,kanla ve soyla yoğrulmuş ve gereklerini o soya ve kültüre mensup kişiler bilir ve hiç düşünmeden göğüs gererler.
oysaki nerden bilebilir avrupanın dağlarından gelen bir sırp,hırvat,boşnak?
oysaki nerden bilebilir arabistanın çöllerinden gelen bir eşari bedevi?
işte bu yüzden gerekler yerine getirilmemiş ve türk kendisiyle ülküsüyle hiç alakası olmayan şeyler yüzünden savaşmaya başlamış.savaşmış,savaşmış ama olmamış.nasıl olsun ki? tepedekiler gerekenleri türke verdiler mi?büyüklük hedefi ne kadar muhteşem olsa olsun kurşunu kalmamış bir silahla vurulabilir mi?
kurşunu kalmayan türk sonunda tanrısının önünde diz üstü çökmüş o kötü halini düşünmüş.çünkü biliyormuş büyük olmayanı bu topraklarda yaşatmayacağını,geçmişini düşünmüş utanmış daha da üzülmüş.geçmişindeki aydınları düşünmüş ona yol gösteren.ahmet yesevi gelmiş aklına bir de o zamankiler. "nerdee bize yol gösteren ahmet yesevi nerdee şimdiki freng hayranı, aydınlar" diye iç geçirmiş.ama bilmediği bir şey varmış ki sayıları az olsa da,birkaç ahmet yesevi gibi aydın daha var derinlerde bir yerlerde.
sonra tanrısının önünde düşünürken bir top mermisi patlamış kafasında.bir an dikilmiş,galiçyaya,trablusgarpa,yemene,hicaza ve anadolunun dört bir yanına tanrısının adına geçmişte onlarca kez koştuğu gibi koşmuş
ne yemen de ne hicaz da ne de trablusgarp da başarılı olabilmiş dikilişine rağmen.kahramanca savaşmış,ölmüş,sayısız şehit vermiş ama olmamış.nasıl olabilir ki?büyük iken kendisine tapan ve onun da bir tanrı gibi elinden gelen her şeyi verdiği halklar onun bu güçsüz halinde ruhlarını şeytana satmış ve onu sırtından vurmuş. hem güçsüz kalmak hem de ihanete uğramak.başarsızlık kaçınılmazdır haliyle.
yemen ellerinde güçsüzdü belki ihanete de uğramıştı ama çanakkalede kendi öz vatanındaydı.tanrısal kudretinin sesi her bir top bataryasının patlamasından,mevzilerden atılan her bir kurşunun sesinden ve her bir hucumdaki allah,allah nidalarıyla düşmanı binbir çeşit düşmanı paramparça etmişti.o tanrısal kudret,düşmanı paramparça olurken dünya tarihi eşine ancak yine türk tarihinde rastlanacak bir başbuğ doğruyordu. aydın sınıfın frengleşmesinden yakınan türk'ün pek tanımadığı zamanın ahmet yesevisi aydınlarından ziya gökalpten,namık kemalden ışık alan mustafa kemal.
türk'ün yıkılan büyüklük ülküsüne baktı mustafa kemal.her şeyi yeni baştan yaratmak lazımdı.yeniden büyümesine zemin hazırlayandeğil miydi osman gazi?yeniden büyümesine ve üstün olmasına zemin hazırlayan değil miydi ilteriş kaan.ama ilteriş kaanın öncesinde kürşad bu milleti yok olmaktan kurtarmıştı.işte mustafa kemal önce kürşad oldu bu milleti yok olmaktan kurtardı.sonra ilteriş oldu büyüyecek devleti kurdu. ama zamanı devletinin bilge kaan zamanı kadar kudretli olmasını göremeyecek kadar kısaydı ve tanrının yanına uçmağa vardı.
sonrası ne oldu peki? sonrası sadece aydınlardan ve yöneticilerden bahsetmek yeterli.aydınlar freng oldu yöneticiler ise yeniden gayri türk.
ama bir fark vardı ki osmanlı zamanından. türk ordusu sivil gayri türk yöneticilerin altında değildi.
------------------------------
işte türk olmak büyük olmaktır,büyük olmamanın cezalarını çekmiş olmaktır ama yeniden dirilmiş olmaktır,kürşadı,ilterişi,bilge kaanı ruhunda ve bedeninde bütünleştiren mustafa kemal'e sahip olmaktır,tarihten ders çıkarmaktır.bu yüzden de gelecekte de büyük olmayı hedeflemektir.10000 yıllık kesintisiz bağımsızlığı bir 10000 yıla daha taşımaktır
kısacası türk olmak dünyanın en zor ama en asil zanaatidir.bu yüzden de küçük olmaya mahkum,yönetilmeye ve kandırılmaya mahkum her insan türk olmayı kabul edemez.