Nadire'nin sancıları dayanılmaz haldeydi. Bir yanda Sivas'ın ciğer donduran soğuğu, diğer tarafta tek göz odada kıt imkânlarla yaşam mücadelesi...
Derin bir ah çekti Nadire... Ağız dolusu beddua döküldü dilinden: "Gözün kör olsun Hamit... Gün yüzü göremeyesin... Beni Sivas ellerinde karnımda bebemle koyup gittin, Allah'ından bulasın inşallah..."
O yılın Mart ayı hiç olmadığı kadar soğuktu. Babasını çoktan kaybetmiş olan Nadire'nin annesi de Ordu'daydı. Soğuk mu daha zordu, yalnızlık mı, gurbet mi? Nadire bu sorulara yanıt veremiyordu.
Gitgide artan sancısına katlanmaya çalışırken birden uzandığı divanın ıslandığını fark etti. Ayağa kalkacak durumu yoktu. Etrafına bakındı. Hamileliğinin son günlerinde Sivas'ın diz boyunu aşan karında yürüyebilmek için edindiği meşeden sopaya gözü takıldı. Büyük bir acı çekerek ona uzanmayı başardı. Var gücüyle tavana vurdu. Üst katında oturan ev sahibi, Nimet Hanım'a sesini duyurma telaşındaydı.
Bir süre sonra odanın ahşap kapısı açıldı. Odaya giren Nimet Hanım gördüğü manzara karşısında kendine hakim olamayıp feryat etti:
"Nadire gızım suyun gelmiş, doğuruyorsun!" Hızla odadan çıktı, Ebe Semiha'yı almak için karlara bata çıka bir nefeste dört ev öteye vardı. Allah'tan ki Ebe Semiha evdeydi. Can havliyle ve nefes nefese, "Yetiş gurban olduğum yetiş! Garametli (talihsiz, kadersiz) Nadire gız doğuruyor!" diyebildi.
Nadire'nin kimsesizliği ve karnında bebeğiyle terk edilişi tüm mahallede hüzne sebep olmuştu. Tüm bu feryat figanı duyan mahallenin kadınları çoktan Nadire'nin yanına ulaşmışlardı bile... Ebe Semiha'nın da gelmesiyle iş kolaylaştı. 1919 yılının soğuk bir Mart gününde, uğruna köyünü, anasını bıraktığı kocası tarafindan terk edilmiş Nadire Hanım bembeyaz pamuk gibi, al yanaklı, hokka burunlu bir kız bebek dünyaya getirdi.
işe bakın ki Arsin'in en büyük ailelerinden Ambeloğullarının kızı Nadire, Gümüşhane'nin en büyük ailelerinden Kadirbeyoğullarının oğlu Hamit'ten olan kızını Sivas'ta tek göz odada, mahalleli kadınların yardımıyla kucağına alıyordu. Nadire bebeğini kucağına alınca rahatladı. Yüzüne acı bir tebessüm oturdu. Her ne kadar intizar etse de aklı kocasındaydı.
Birden Ebe Semiha'nın sorusuyla irkildi:
"Adını ne goyacaksın Nadire gızım?"
Nadire hiç düşünmeden yanıt verdi:
"Adı... Bahriye olsun."