Yüksek Seçim Kurulu'nun, oy çokluğuyla istanbul'da seçimlerin iptaline karar vermesinin ardından O dönem AK Parti istanbul Milletvekili MKYK üyesi olan Mustafa Yeneroğlu durumu Twitter hesabından eleştirmişti. AKP içinden bir vekilin bu eleştirisi şüphesiz çok dikkat çekmişti. Herkes uyarılacak diye beklerken, Yeneroğlu yanlış bulduğu olayları eleştirmeye devam etti. Örneğin; Güneş gazetesinin Hakkari'de 4 askerin şehit olduğu saldırıya ilişkin haberi için "Mutlu musun Ekrem" manşetiyle vermesine tepki göstermiş, "Bu manşeti atanları şiddetle kınıyor, aklı selime davet ediyorum. Ekrem imamoğlu ile siyaseten ayrı noktalarda olsak bile, şehitlerimiz karşısında sevinebileceğini düşünecek kadar insafsız ve izansız değilim. Bu dil saldırılara kapı aralamaktadır. Gazetecilik değildir. Yapmayın, yazık!" demişti.
*
Şunu belirteyim: Yeneroğlu'nu tanımam… Her hangi bir münasebetim de bulunmuyor… Ama olayları değerlendirirken vicdanlı davrandığı gerçek. Hemen hemen her partide rağbet gören, “partinin yanlışlarını görme, duyma, söyleme” ve liderin aldığı kararları, “evet efendim” “çok iyi düşünmüşsünüz efendim” diyerek onayla kuralına Yeneroğlu ikaz edilmesine rağmen, “Bildiğim doğruları söylemeye devam edeceğim” diyerek uymadı.
istifa ederken de bu durumu, 2-3 yıldan beri parti içerisinde birçok huzursuzluklar yaşadığını, özellikle insan hakları ve demokrasi konusunda sıkıntı yaşadığını hem parti içinde hem de kamuoyuyla paylaştığını söyleyerek belirtti.
*
Ben işin başka bir boyutuna dikkat çekmek istiyorum. Yeneroğlu istifaya neden zorlandı? Sadece MKYK üyeliğinden istifa ettirilip vekil olarak TBMM çalışmalarında AKP içinde devam edemez miydi? Pek tabi edebilirdi...
Ama Erdoğan istemedi.
Zira Yeneroğlu istifa ederken Reis partiden de “istifa et dedi.” diye bu duruma dikkat çekti.
AKP içinden 2 yeni parti çıkmaya hazırlanırken bu olay parti için bir handikap olabilecekken neden istifaya zorlandı derseniz söyleyeyim: Çünkü Yeneroğlu konuştukça, "Enflasyon düştü deniyor. Ama sürekli zam geliyor. Zamları vatandaşa anlatamıyoruz" gibi sözlerle AKP içinde özellikle ekonomi alanında eleştiriler ayyuka çıkmıştı da ondan.
*
Bu eleştiriler TBMM'de yapılan oturumlarda partili vekillerin çalışmalarına da yansıyordu.
Bu durumu da bizzat Erdoğan bir grup konuşmasında "Bu dönemde daha hassas olmamız lazım. Arkadaşların sizleri bahçelerden toplayıp gruba getirmemesi lazım. Bunu özel bir ricam olarak söylüyorum" sözleriyle belirtmişti. Ama işe yaramamış olacak ki bu eleştirisinden 2 hafta sonra yine partisinin grup toplantısında bu kez "Allah rızası için parlamento çalışmalarınızda karar yeter sayısı noktasında grubumuzu darda, zorda bırakmayın. Toplantı yeter sayısında grubumuzu darda, zorda bırakmayın. Önce toplantı yeter sayısı, karar sayısı, hep birlikte orada yer alacağız ki muhalefetin karşısında gülünç duruma düşmeyelim. Bunları yapmazsak aldığımız ücreti kendimize helal kılamayız." şeklide dile getirdi.
*
işte mesele de buydu.
Erdoğan'ın ağzından çıkan her kelime kanunken, partisinin vekillerine bir şeyi iki kere söylemeye başlamıştı. Bunu söylerken de “rica etmiş” ve “Allah rıza için” demişti.
Bunlardan dolayı Reis bizzat istifa istedi. Böylece parti içinde ufak tefek çıkan eleştirilere “Yanlışı affetmem, AKP hala güçlü… Görevinize vekilliğinize bakmam, gereğini yaparım.” demiş oldu. Eğer göz göre istifaya zorlanmasa AKP içinde var olan eleştirilerin özellikle ‘Damat’a olanların dozu iyice artacaktı. Hatta bu serzenişlerden yeni sistemde nasibini alacaktı. Düşünün; yeni sistemi getiren partinin vekilleri bile yeni sistemi istemiyor ve karşı çıkıyor! Nasıl bir tezat değil mi? Ya da başka bir ifade ile ne kadar “gülünç!” Erdoğan,
“Muhalefete kendinizi güldürmeyin.” derken parti içindeki eleştirilerin önüne geçmeyi istifa ile sağladı. Şimdilik bu durum vekillere bir ayar vermiş gibi görünüyor. Ama Davutoğlu ve Babacan'ın partileri vücut bulduğunda bugün susanlar o zaman nasıl konuşacak? işte bunu da zaman gösterecek.