populer olan her şeyin de kötü olmadığını insanlık alemine ispatlamış amerikalı korku yazarı, sinemacı, sanatçı.
king'de korku, insanları yiyen canavarların sağdan soldan "bööö" yapması şeklinde gelişmez.. önce her okuyana "oldukça tanıdık gelen" gerçek hayatlar, gerçek insanlar üzerinden inşa edilir. bu hayatlar o kadar "gerçek"tir ki dinlediğimiz şarkıcılar dinlenir(örn frank sinatra) yediğimiz şeyler yenir (örn big mac) içtiğimiz şeyleri içilir (örn coca cola). hayatlar kurulurken en küçük bir ayrıntı dahi ihmal edilmez.
king bu hayatları kurup bırakmaz, yavaştan başlayıp hızlıya doğru öyle bir tempoda hikayeyi götürür ki kişileri ve hayatları özümsemekte hiç zorluk çekmeyiz, ve onun da bizi yakalamak istediği (hep de yakaladığı) noktaya doğru ister istemez sürükleniriz; kendi hayatınız gibi gördüğünüz sıradan hayatlar öyle bir tersyüz olur ki; "lan bunlar benim de başıma gelebilir (hatta geliyor mudur nedirr??) lann!!" diye ister istemez yüz kaslarımız gerili bir şekilde hikayeyi okuruz ve "korku" edebiyatına kattığı 3. boyut nedeniyle ensemizdeki tüyler ürpermeden bitiremeyiz.
king'in yaptığını kısaca özetlemem gerekirse şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim: king okuru kendi canavarıyla yüzleştirmektedir, ki king "korku"sunu sanata dönüştüren de budur..
asla eksik etmediği mizahın de gerçekten güldürdüğünü ihmal etmeyeyim, ki hikayenin bütünüyle beraber düşünüldüğünde bu durum grotesk bir tat bırakmaktadır damakta.
sonuç olarak iyi ki de vardır, iyi ki de yazıyordur, aman yazmayı kesmesindir.. (bkz: yaşasın kral)