Hayatımdaki eşsiz sevgiye, BÜYÜK ADAMA...
13 Temmuz 2006 güneşli bir öğlen vaktiydi. Ne deniz, ne güneş, ne kum, ne de okuduğum kitap hiç biri haz vermiyordu o an bana, bir sıkıntı vardı içimde nedenini bilmediğim. Çalan telefonla irkildim, amcamdı. Herhalde tatiliniz nasıl geçiyor demek için aramış olamazdı. Yerimden doğruldum, annemin yanına doğru yürüdüm, sadece kafasını salladı. Kumsalda yığılıp kaldığım andan sonrasını hatırlamıyorum. Hayallerim gidiyordu, umutlarım, canımdan öte olan insan kayıp gitmişti avuçlarımdan. Büyük adam derdim ben ona, çünkü büyük adamdı benim büyükbabam. Sevgim gibi hayranlığım da büyüktü. Bir cenaze ki; beni yerlerden toplayanlarla, buğulu gözlerle baktığım ya da bakmadığım insan kalabalığıyla doluydu. Hala kulağımda yankılanıyor sözleri:'' Bu ... kim, ... bu mu?'' Büyükbabamın hayattaki en değerlisi, dilinden düşmeyen tek isim olduğum için herkes hayranlık ve şaşkınlıkla beni izliyordu. Son kez görmek istedim, göstermediler. Tabuta sarılıp ağlamak bile ürkütmüyordu o an beni, çünkü canım gidiyordu onunla. Bir mezarlık ki... Kefene sarılıydı o dev gibi insan, küçücük kalmıştı büyük cüssesi. Erkekler toprağını atmalıymış, kim kabul ettirebilirdi bana bunu, hiç kimse. O kalabalık arasından sıyrılıp, onca erkeğin arasında mezarın başına dikilmiş, çaresizce duruyordum. Hep aklımda onu son gördüğüm hali vardı ve ona söylediğim son sözler:
- Şimdi gidiyorum, ama yine geleceğim!
Ama tekrar gitme fırsatım bile olmadan o gitmişti... Ve ben ona verdiğim sözü tutamamanın acısını ömrüm boyunca unutmayacağım.
Sen büyük adam; cocukluğum, umutlarım, mutluluklarım, kurtarıcım, dizinin dibinden ayrılmadığım, beni büyüten yegane insan. Onu kaybetmek ise; hayatın en acı yüzü ve benim artık büyüyemeyecek olmamdır.