burada kendimizi suçlamak, ya da "gelin itiraf edelim" tadında cümlecikler dökmek değil niyetim.
tabularla mâlûl bir rejim inşa ettiğimiz ve bu rejimi, tabuları saran duvarları yükselterek ve yeni tabular üretmeye programlanarak kurtarabileceği şeklinde yanlış bir bilince eriştirilen genç bir nüfusu matah bir şey sandığımız için bu ve benzeri sorunlarla yüzleşmekteyiz.
her fikri konuşacak, tartışacak, gerekirse pratik anlamda bu fikir etrafında örgütlenecek politika ya da siyaset oluşturacak özgüvene sahip olmadığımız için bu sorunla yüzleşmekteyiz.
"kırmızı çizgi"ler vatandaşlarımızın önüne çizildiği için bu sorunla yüzleşmekteyiz. vatandaşlarımızın önemsiz addedilemeyecek bir kısmının lahasümüt olmanın nıspî rahatlığıyla sırtını devlete yaslamış bir tavırla bu "kırmızı çizgi"lere delicesine sarılması sonucu bu sorunla yüzleşmekteyiz. bu "kırmızı çizgi"ler kimisi için kültürel anlamda ölüm olmasına rağmen hatrı sayılır bir kesimimiz bunları sorgulamaktan kaçtığı ya da bu çizgilerden ekmek yediği için bu sorunla yüzleşmekteyiz.
kimlikleri önemli kılan dünya konjonktürünün yanında* bu devlet yapısı içinde uzun vadeli homojenleştirme, asimilasyon ya da segregasyon çalışmalarını görünmez kılan ve olayları sorgulamaktan delicesine korkutulan bir nüfusa sahip olduğumuz için bu sorunla yüzleşmekteyiz.
yıllarca bastırılan kimliklerin türkiye'nin içinden geçtiği nıspî özgürleşme rüzgârında pıtrak çiçeği gibi çıktığını iddia ederken verili olarak kendinde uzunca bir süredir olan kimi hakları, herkes yasaklıyken kendi aslında sakat kalmış özgürlüğünü görmek istemyen insanlarla dolu bir ülkede yaşadığımız için bu sorunla yüzleşmekteyiz.
"türk olduğumuzu söylemeye utanır olduk" derken bu topraklarda bugüne kadar ve hâlâ insanların ermeni, yahudi, alevi, kürt, vs. olduklarını îmâ etme gibi bir seçeneklerinin olmaması gerçeğini göz ardı etme aymazlığına tamah eden insanlarla dolu bir ülkede yaşadığımız için bu sorunla yüzleşmekteyiz.
anayasal anlamda türklüğün herkesi kapsadığı söylenirken bu ülkenin diğer bütün kimlikleri sanki yükmüş, kurtuluş savaşı denen mücadelede köstek olmuş gibi davranabilen, resmî tarihi birebir kabul edebilen fotosentez düşkünleri ile dolu bir ülkede doğduğumuz ve onu değiştirme iradesinde olduğumuz halde "o mavi gözlü adamın" mezarından çıkıp ülkeyi kurtarmasını bekleyecek kadar naif olduğumuz için bu sorunla yüzleşmekteyiz.
yani bugün kendimizle, suyun üzerindeki aksimizle yüzleşmekteyiz.