bir erkeğin üreme organından bir kadının üreme organına aktarılıyoruz. bizimle benzer milyonlarca kopyamızla. her biri ile bir yarışa giriyoruz sırf yaşama tutunma adına. yarışı kazanıyoruz. yetmiyor bir kadının bedeninde 9 ay boyunca hayatta kalmaya çalışıyoruz. şanslıysak bu sürecin sonunda doğuyoruz ve o kutsal varlığın bedeninden bir başka beden olarak hayata geliyoruz.
daha ilk saniyeden ters çevirip tokatlıyorlar popomuzu. malum kemiklerimiz henüz süt kıvamında. o anda başlıyoruz ağlamaya. işte hayat mücadelesi tam da o anda 1-0 geriden başlatıyor bizi. ağlayarak açıyoruz gözlerimizi hayata.
ve o andan itibaren başlayan bütün süreç hep bir mücadeleyle, hep bir şeyleri başarabilme güdüsüyle, hep bir canhıraş tüketim harbiyle geçiyor. bütün hayatımızı öleceğimizi bile bile birbirimizi üzerek, birbirimize kızarak, birbirimizi ezerek hem kendimize, hem çevremizdekilere hem doğaya, hem doğadaki hayvanlara hem de dünyaya zarar vererek geçiriyoruz. nefret ekiyoruz, fırtına biçiyoruz. insanız diyoruz insan yakıyoruz. hayvana tecavüz ediyoruz. ve daha nice şeyler. karamsar bir tablo mu?..
evet...
işte bu yüzden ölüyoruz tam da bu yüzden. kurtulmak için...