mustafa'nın, nihayetinde bir insan olduğunu unutan, onun da senin-benim gibi hüzünlenen, gülen, kimi zaman ışıl ışıl parlayan gözleri dolan, belki aşık, belki de nefret eden veya seven ya da yeri geldiğinde, hatalı da düşünebilen bir beyni olabileceğini algılamaya alışmamış beyinler için tatmin edici olmayan lakin, kendi adıma son derece tatminkar bir filmdir.
bu tatminsiz bünyelerden biri de; turkcell genel müdürü olan ve filme sponsor olmaktan vaz geçen süreyya ciliv dir.
bakınız! savunma olarak ne demiş;
" Turkcell, Atatürk'ü yüceltecek, ülkemizi kurtaran kahraman, lider bir deha ve dünya lideri olarak Atatürk'ü dünyaya tanıtacak bir film olmasını bekliyordu. Mustafa filmi Atatürk'ü yıpratabilir. Parantez içinde tartışılabilir bir film olması yüzünden sponsor olmamaya karar verdik. Heyecanla Atatürk'ü bütün dünyaya tanıtmak için bir fırsat, nasıl destek olabiliriz diye düşündük. Ama bu filmin Atatürk'ün bilinmeyen özel hayatıyla ilgili konulara odaklanan bir film olduğunu görünce sponsor olmaktan vazgeçtik. Filmin tamamının bitmiş halini görmedim fakat ilk gördüğümüz parçalardan bizim arzu ettiğimiz beklentilerimizin dışında olduğunu fark ettik. "
öyle anlaşılıyor ki, muhterem! julius sezar gibi bir film istemiş ama kleopatra olmayacak zira, bu sezar'ın özel hayatına girmektedir.
bir de şu ifadeye bakın!
" Bu tecrübeden de öğrendik ki, filmin tamamını gördükten sonra karar vermek lazım, önceden değil. "
prodüksiyonu gerçekleştirecek parayı bulduktan sonra, sana gerek kalmaz muhterem! velev ki beğenmedin! ortadaki yapıt, kimin neresine kaçacak dersin?