çelişkili. en başta mustafa kemal ve m. kemal türkiyesi'ni bir bütün olarak ele almak yanlışına düşülüyor. bununla birlikte haklı çıkartmak istenirken kendi içinde çelişkiye düşülüyor.
şöyle ki; amerikan krizini ele alalım. m. kemal'in karma ekonomisi ne diyor? eğer özel teşebbüsün müdahale edebilecek gücü yoksa o kaleme 'özel teşebbüsün yatırım yapmasını kolaylaştırabilmek adına' (tırnak içi mühim) devlet teşebbüsünde bulunulmalıdır (kit), özel teşebbüs bu kalemde gerekli donanıma ve teşviğe kavuştuğunda devlet bu kalemi terketmelidir. ki her şekilde burjuvazinin ''işimize karışmayın'' uyarılarıyla terketmek durumundadır da zaten. bu açıdan baktığımızda 1940'larda bir karma modeli olan keynesyen uygulaması vardı zaten amerika'da. peki sonrasında ne oldu? özel sektör yani burjuvazi geliştikçe devletin kendi at koşturduğu alanda (serbest piyasa) müdahalesinin gereksiz olduğunu söyleyerek özellikle 1980'lerden sonra piyasanın hakimiyetini tamamen eline aldı. yani hali hazırda güçlü finans ve gayrimenkul şirketlerinin olduğu inşaat sektörüne türkiye karma ekonomisi mantığına göre müdahale edilmemelidir, özel sektör bu konuda hayli güçlüydü çünkü.
m. kemal türkiyesi'nin bütün olarak ele alınması hatasından bahsetmiştik. türkiye m. kemal liderliğindeyken üç parçalı ele alınmalıdır. cumhuriyet ilk kurulduğu dönemde devlet liberal bir ekonomi ve buna paralel olarak liberal devlet anlayışını (ilk çok partili hayata geçiş girişimi) benimsemişti. ancak hem içerde bir yerli burjuvazisinin (bilhassa sanayide) olmayışı hem de liberal ekonomiyle yönetilen devletlerin domino taşı gibi krizlerle devrilmesi üzerine devletçilik ilkesi temelli otokratik bir yönetime geçildi (tek adam iktidarı). 1930'larda başlayıp 36-37'ye kadar devam eden bu dönemde ismet inönü alt yönetiminde devlet temelli bir ekonomi tesis edildi ve devletin hemen her kaleme el atması kararlaştırıldı. 35'ler gibi ise m. kemal bir kez daha liberal ekonomi ve liberal devlet girişiminde bulundu, liberal devlet girişimi hüsranla sonuçlansa da m. kemal iplerin kendisinde olduğu bir liberal ekonomi tesisi için ismet inönü'yü görevinden azledip celal bayar'ı başbakanlığa atadı ancak 1938'de hayatını kaybetmesi, 1940'larda da büyük buhran ve ikinci dünya savaşı ile inönü milli şef iktidarını başlattı. 50'lerde ise bu sefer özel teşebbüsün temel alındığı ama kitlerin de aktif olarak kullanıldığı menderes yönetimine geçildi.
bugün için atatürk haklı çıktı demeyi daha önce engin ardıç'ın anlattığı bi hikayeye benzetiyorum ben;
Ünlü ingiliz yazarı Herbert George Wells, sol eğilimli ya, otuzlu yıllarda Moskova'ya, Stalin'i ziyarete gitmiş... Kremlin'de sohbet ediyorlar, artık çay mı votka mı ne içiliyorsa içiliyor, Wells demiş ki:
''Sizin komünizme artık gerek kalmadı!''
Stalin şaşırmış: ''Bu da nereden çıktı?''
''Amerika'da Roosevelt sizin ilkelerinizi uygulamaya başladı bile,'' demiş Wells, ''devlet ekonomiye müdahale ediyor, birkaç yıla kadar Amerika ile Rusya arasında hiçbir fark kalmayacak.''
sınıflı bir dünya ve bencil ve kazanma hırsının üst düzeyde olduğu, her türlü ahlak mefhumunu yıkıp geçtiği burjuva sınıfı var olduğu sürece bu sınıf er ya da geç kontrolündeki güç sayesinde devleti ele geçirecek ve kendi kuklası haline getirecektir, burjuvazi var oldukça dünya her geçen gün daha da kötüleşmeye mahkumdur. bu yüzden karma ekonomi bir de bu burjuvaziyi teşekkül için destek olma mantığında olduğundan halkın temeli olan işçi ve köylü sınıfları için uzun vadede daha da katlanılmaz bir hayat demektir.