genellikle çok şahanedir. hele ki gündüzünü çocukken çok yaşadığın yerlerden geçerken.
misal ben, izmit sapanca arasını iyi bilirim. çocukken takıldık oralarda. tabi tatillerde gittiğim içinde sürekli yakıcı kavurucu, nemli havasıyla hatırlarım. işte oralardan bir yaz gecesi geçerken camı açıp o tatlı serimliği hatta soğukluğu, o civarın kendine özgü nemli kuru çayır çimen kokusunu hissedince bi acaip olurum.
eskiye dönerim. sanki o saatte anneannemin evinde yatıyor olmam gerektiği ama bu saatte , gece vakti burada ne işim olduğu düşüncesi saliseler arasında beynimden geçer. ama ille de o nemli çayır çimen havanın kokusu. çok değerli.
bir taraftan da ay parlıyorsa. sür babam sür. bütün hatıralar arkada oturuyor ve ben nefes nefes o kokuyu çekiyorum, çocuklaşıyorum.
sonra bolu dağına tırmanırken bercesteye giriyosun. ceket omuzda, nasıl olsa fazla insan yok ayıp olmaz. 2 saat oturmaktan yürüyüşün değişmiş zaten. serin havada çorbanı içiyorsun. mis.