insani yardım gönderdiğimiz o minik iki Afrikalı kız çocuğunun fotoğraflarını görünce aslında anlamıştım yaralarımızın o kadar derin olmadığını. Ve gözlerimden fotoğraflarına bakarken dökülen yaşlarda düşündüm kendimi ne kadar çok önemsediğimi. Oysa benim o kadar da derin değildi yaralarım. Oysa ne çok acımıştım vaktiyle kendime. Kızdım, sustum ve utandım.
Sonra çevremdekilere döndüm. Güçlü olmalısınız dedim. Hep güçlü sandım kendimi. Oysa melek de değildim. Zaaflarım vardı. Hatalarım vardı. Üzüldüklerim vardı. Üzdüklerimin olduğu gibi. Kırılmış bir kalpti onca seneden arta kalan. Bir tek üzülen benim sandım.
Düşüpte ayağa kalkmayanlara kızdım sonra. Elimi uzatmak istedim, kalkmam dediler baştan, ben uzun süredir kalkmadım dediler. Yine kızdım güçlü olmadıkları için. Oysa hiç yargılamadım kendimi. Sen güçlü müsün peki hiç demedim.
Bir elmanın iki yarısı olanlara kızdım kimi zaman. Diğer yarısı gidince yarım bir elma olan.
Aşk dedim, bencil olmamalı. Karşılıksız aşkı aşktan saymadım. En yoğun yaşananıydı belki ama en çok üzeniydi aynı zamanda. Aşk dediğin insanı mutlu etmeli, hatta aptal etmeli biraz dedim ona. Ayaklarını yerden kesmeli dedim. Salak salak etrafta dolanıp nedensizce gülmelisin insanlara dedim. Bu kadar küfür dolu aşk tanımıma haklısın diyebildi. Belki de ondan aşık olmamıştım ben hiç. Çünkü aşk benim için geceler boyu ağlamak değildi.
Anlatmadım çoğu zaman içimdekileri. Vurdumduymaz dediler, umursamaz dediler, soğuk kanlı dediler. Varsın öyle bilsinler dedim. Her gece ağlamışım kimin umurunda dedim.
Kalpler kırdım belki istemeden. Belki de benim kalbim kırıldı en çok bilemem. Kırık ayrıldım her dost sofrasından. Kıymetimi bilemediler dedim bazen, oysa ben bilmiş miydim? Hiç yargılamadım kendimi.
Tamir ettim yaralarımı kimi zaman, bir insan ancak kendi küllerinden doğabilirdi. Her seferimde kırıklarımı toplayıp tekrar kalktım ayağa. Ama bilemedim her yeni kırıkta eskilerinde tazelendiğini.
Kimi zaman ağlarken söz verdim kendime. Kimseye değer vermeyeceğim dedim. Beceremedim.
Anlattım kimi zaman. Bir belki iki kişiye. Ağladım belki de. Hani başkası varken ağlayamayan ben. Susmamı beklediler çoğunda. Bir baba şefkatiyle, bir anne sıcaklığıyla baktılar gözlerime.
Allah'a çok yakın olduğum zamanlar oldu. Bazen de uzaklaştım. Ama yine de dua ettim beni ihmal etmesin diye. Yine de ağladım.
Yalnız kaldığım zamanlar oldu. Hiç umursamadığım. Dostlarım oldu uğruna her şeyi feda edebileceğim. Sabahlara kadar güldüklerim. Dersten kaçıp kantinde soğuk bir havada avuçlarımıza sıkıştırdığımız bir bardak çayla sohbet ettiklerim. Bazen dedikodu yaptıklarım. Tartıştıklarım.
Git başımdan derken beni takip eden, bir yandan da kızdığını söyleyen, günlerce kavga ettiğimiz dostum da vardı. Belki de en yakınım. Her tartışma sonunda aynı samimiyetimizle geri geldiğimiz birbirimize. Hep ben haklıydım. Yargılamadım kendimi. O da beni yargılamadı.
Sonra dinledim birini. Sabahlara kadar. Çözüm bulmak için belki de. Belki de bana benziyor diye. O anlattı ben dinledim, ben de anlattım çok. Ağladım ben bir keresinde haberi olmadı. Ağladım onun için. Kendim için sonra. Ceplerimdeki tüm sıkıntıları çıkardım bir kenara koydum. O da çıkardı. Düşünmedim sonunu. O anı düşündüm. Dedim birkaç günde dost olabilir mi bir insan. Sorduğum soruların cevabını aldım.
Geçen gün üzüldüm çok. Kalp kırdım istemeden. Anlattım hiç tanımadığım birine. Bazen bir yabancının en yakın dosttan daha yakın olabileceğini anladım. Söz verdik mutluluğa jeton alacaktık birlikte.
Sonra Fark ettim ki Ben Boyumun ölçüsünü aldım bu hayattan.
Şimdiyse bir nakarat geceden beri dilimde dolanan.