garfield

entry368 galeri
    243.
  1. evin küçüğü olacağına evin iti ol kardeşim. harbiden öyle...

    ramazan ayı idi, ortası hatta. yemek yenmiş, aslında yenmemiş de, bir sigara yakabilmek için erkenden kalkmışım sofradan.(babamın ve abimin yanında içmiyorum o mereti) zaten oruçlu da değildim...

    çayın altını yakmış, kuru çayı yıkamış, sigaramı yakmışım. bir 5 dakikam var, keyif çatabilecek. sonrasında su kaynayacak nasılsa, çay demlenecek, servis yapılacak. daha çaylar bitmeden tatlı, hatta çoğu zaman çayla birlikte tatlı, sonrasında meyve servisi. aşiret eğitimi kardeşim, erkek yapar bu tür işleri.

    çay esnasında ağam bir sürü kağıt çıkarıyor, yarın şu işleri yapıver işim var benim diyor. bakıyorum yapılacaklara, sırası ile;

    kaymakamlığa gidilip, evlilik ehliyet belgesi alınacak, fransızca olacakmış. aynı yerden bir de aile kayıt örneği mi deniyor neyse o zıkkımın ismi. bakıyorum şöyle bir abime. bana verirler bu evrakları değil mi diyorum. verir diyor, vermezse bile rica et, handan hanım vardı ben gittiğimde. iyi insana benziyordu. anlat durumu verir o.

    peki diyorum, sen nasıl diyosan ağam...

    ikinci sırada adli sicil belgesi var. onunda fransızca olması gerek ama. özellikle söyle. öhh diyorum artık, hani handan hanımdan rica ettik onları verdi, ya bu nasıl olacak?

    oğlum diyor sadece kendi alabilir diyorlar ama kimse kimliğe resime bakmıyor. sen git doldur dilekçeyi, ver benim kimliğimle. bir sıkıntı olursa bile, bilmiyordum dersin olur biter.

    yine tamam diyorum. biraz haklı gibi ama. ben de daha önce bir çok kez aldım adli sicil belgesi, kimse incelemiyor o kadar. kafamı karıştıran tek husus, belgenin fransızca olması.. hayırlı diyorum, tamam abi, ya sonra?

    sonra diyor iran caddesine gideceksin. bilmem ne sağlık merkezi var, adresi yazılı burda. dün ben muayene oldum, bugün verecekler sonuçları. heh diyorum bu kolay iş, sıkıntısı yok en azından...

    gece oluyor, geçiyorum balkona. daha rahat yakıyorum sigaramı. bekleyenim yok nasılsa... hava soğuk, ama yıldızlar öyle güzel ki, gitmek istemiyorum. biten sigaranın ateşi ile, yenisini yakarken, ezginin günlüğü de;

    öyle bir şey ki bu, kolay anlatamam.
    atsan atılmaz, satsan satamam.
    eksik bir şey mi var, anlayamam.
    bak çayım sigaram, her şeyim tamam diyor. bilmiyorum kaç kez söylüyor, kaç sigara içiyorum. uykum geliyor sanki, geçiyorum odama.

    abimin omuzumdan sallamaları ile uyanıyorum, kalk diyor hadi, bir sürü işin var. vallahi açılmıyor gözlerim. ellerimle kirpiklerimden tutup açmaya çalışıyorum, olacak gibi değil. duşu hayal meyal hatırlıyorum, sonrasındaki kahvaltı ise hatırımda.

    işim uzun öyle ya, çıkıyorum evden. yenimahalle'ye kaymakamlığa varıyorum. handan hanımı bulmak gerek önce. tarif ettiği yere gidiyorum, sanki tanıdığım biriymiş gibi, handan hanım nerdedir diye soruyorum birine, gösteriyor.

    handan hanıma bakıyorum, nemrut suratına. siksen yardım etmez o karı, öyle tiksinç, öyle suratsız bi'şi. elimiz mahkum ama...

    handan hanım.. ?

    ne vardı?

    merhaba efendim, sinan ismim. geçen gün abim gelmiş, sizden şu evrakları almış. sizin verdiklerinizi belçika'ya gönderdik ama aynısından konsolosluğa da vermek gerekiyormuş. abim fotokopilerini çekmiş ama, olmaz demişler. bunlardan bir daha vermeniz mümkün mü?

    sakin sakin anlatmış olmama rağmen, karı anlamadım diyor, baştan al. anlatıyorum yine...

    abin nerde?

    ıı, şey. abim iş yerinden izin alamamış. yarın randevusu konsoloslukta. yarın bu evrakların tam olması gerek. o yüzden ben gelmek zorundaydım.

    abin kendi gelsin, baban da olur.

    efendim babam memlekette, abimin de durumu mağlum. sizin iyi bir insana benzediğinizi yardım edebileceğinizi söylemişti abim.geçen geldiğinde de çok yardım etmişsiniz, sağolun. bir iyilik daha yapmanız mümkün değil mi? hem bu kadar güzel bir kadın, bence kırmaz beni de.

    pis pis sırıtıyor.allah var tamam diyorum. nemrut suratlı karı yapacak bu işi.

    olmaz diyor, abin gelsin.

    sinirleniyorum ama. hem abime, hem de öyle lanet bir karıya yalakalık yaptığım için kendime...

    çıkıp telefon açıyorum, tamam diyor sen diğer taraflara git, ben ordan alırım onları.. yahu buraya madem gelecen, diğer işlerini de kendin yapsana diyorum ama, içimden sadece. ağa ne de olsa, sözü üstüne söz olmaz...

    çıkıp gidiyorum sıhhıye'ye, adli sicil belgesi için. unutmadan fransızca olması şart.

    ankarada yaşayanlar bilir, alt kata iniyorsunuz hani, önce dilekçe almak lazım. işte o dilekçeyi aldığım herife diyorum, böyle böyle. bana fransızca lazım. burdan verilmez o diyor, sakarya caddesine git. karacan dershanesini bilirsin, orayı geç, üç-dört bina ilerde sağda. tabelayı görürsün zaten. şimdi sıçtık diyorum, hadi adliye kalabalıktı, belki es geçerlerdi beni de sormazlardı bu sen misin diye. ama ya şimdi?

    bindik bi alamete işte...

    gidiyorum bahsi geçen yere, kapının girişinde dilekçe yazılır diyor biri. böyle böyle diyorum, fransızca lazım. tamam ağabey diyor, bizim işimiz. kimliği alıyor, dolduruyor bir dilekçe. bunu kimlikle birlikte içeri ver. 5 lira da alırlar diyor. sana ne kadar verecem diyorum, 3 lira ağabey diyor.

    allahtan camdan alıyorlar evrakları. adamın yüzüne bakmamak için çırpınıyorum. dilekçeyi, kimliği ve 5 lirayı öylece uzatıyorum. saat 3.30 da gel al diyor. saate bakıyorum, henüz 10.30...

    yapacak bir şey yok, mecbur bekleyeceğiz o saati. çıkıp gideyim diyorum, iran caddesine, onu da alayım da bir bura kalsın. gidiyorum bilmem ne tıp merkezine, açık açık söylüyorum bu kez. bu adam benim abim, ben almaya geldim sonuçlarını. tamam da diyor, biz mehmet beye öğlenden sonra gelin alın demiştik...

    öyle sinirleniyorum ki, başımdan geçenleri anlatıyorum kadına. böyle uyuz bir adam abim diyorum, gülümsüyor. çok şirin hatundu, allah var... ben bir telefon açayım da, hemen ayarlamaya çalışalım diyor. biraz oturun. telefonla konuştuktan sonra, tamam diyor, yarım saate hazır olur. burda oturun bir çay falan için isterseniz.

    teşekkür ederim diyorum, burda yarım saat sigara içmeden duramam. ben dışarıda dururum, yarım saat sonra gelir alırım. siz bilirsiniz diyor, çıkıyorum. tam karşıda kuğulu park var. oraya çöküyorum, bir banka. yakıyorum bir sigara daha. insanlar da oruçlu ama, bana ne yahu? bakmasınlar bana. bir sigara daha içiyorum, gözüm parktaki uyarıya ilişiyor;

    lütfen çimlere basınız!

    işte türk zekası kardeşim, budur diyorum ve gülüyorum kendi kendime. kalkıp gidiyorum tekrar. yarım saat dolmak üzere. içeride bir çaylarını da içiyorum ki, hazırlanmış sonuçlar, buyrun diyor. teşekkür edip ayrılıyorum. saat 12.10...

    üç saatten fazla var adli sicil belgesini almam için. ki alabilecek miyim, orası da muaamma...

    yapacak bir şeyler buluyorum, saat geçiyor. tam 3.30 da dikiliyorum yine pencerenin önüne. hazır mı diyorum, isim ne diyor. söylüyorum abimin ismini, nir kimliğe bakıyor, bir bana bakıyor.

    bu sen misin?

    siz de mi beyefendi?

    ne siz de mi? sen misin bu diyorum.

    ben de siz de mi bunu soruyorsunuz diyorum. size gelmeden önce adliyeye gitmiştim, ordan alınıyor sanıyordum. zaten ordaki görevli abi burayı tarif etti de öyle buldum. yolda gelirken yunuslar çevirdi, kimlik sordular. onlar da bu sen misin diye sordular. ne var eski biraz resim, ama yarın ilk işim gidip yeni resmimle yenileyeceğim kimliğimi. zaten abonesi oldum kaymakamlığın.

    öyke hızlı anlatıyorum ki, kafasının karışmaması imkansız. hiç bir şey söylemeden uzatıyor belgeleri, teşekkür bile etmeden alıp uzaklaşıyorum oradan...

    tüm bu uğraşlarımın karşılığı ise ne oluyor biliyor musunuz?

    bir boku beceremedin...

    teşekkür ederim abi, ben seni seviyorum yine de. hatta özledim bile şimdiden...
    10 ...