"Bir gün Ulucami´de dilenen bir küçük kız gördüm, içim yandı...Güzel çocuk avucunu açmış mütamediyen, 'Ji bo Xwedê sedeqekê' diye yalvarıyordu. Birkaç kuruş verdim. Türkçe bilip bilmediğini sordum. Diyarbekir şivesi ile, 'Anliyem ama çeviremiyem' dedi. Ben ayrılırken kendisince arkamdan dua etti, 'Xwedê gunehê te auf û bike'. Bu söz beni büsbütün deliye çevirdi.
Kızın bu sözünü, 'Niye beni bu durumdan kurtaramıyorsunuz? Onun için günahkârsınız...' anlamında kavrıyordum. Ben de kendimi günahkâr kabul ettim. Ertesi gün, 'Ji bo Xwedê sedeqekê' başlığıyla bu olayı yazıya dönüştürerek gazetede yayınladım.Yazım, gazetenin ileri Yurt adınından kinaye olarak , Aman Ne ileri Yurt başlığıyla çıktı. Bomba tesiri yaptı. Savcılık derhal dava açtı, nasıl olur da Kürtçe yazı yazılır diye.
Ama peşini bırakmadım. Yaptığım her hayali röportaja Kürtçeyi de serpştiriyordum. Tabii hepsi dava konusu oluyordu. Yaptığım hayali röportajlar da politikti ve Kürdistan´in sefil durumunu ifade ediyordu. Bunlardan birinde dilenci bir ihtiyarla konuştum. Niye dilendiğini sordum, cevabını Kürtçe olarak şöyle yazdım: 'Ma ez ci bikim. Tu dibînî, ji her du cavê xwe ez kor im. Kurekî min hebû, wî jî bi dar kirin. Dîya wî jî pey wî da kerbena mir. Ez li vî rastî bê xwedî û bê Xweda ma me'.
Bu yazı da mahkemelik oldu. Yalnız Kürtçe yazdığım için değil, geçmiş siyasi olayları dile getirerek vatandaşlar arasına nifak ve fesat soktuğum da ilave edildi. Bundan da beraat ettim. Çünkü davama namuslu Kürt avukatlar giriyordu. Diyarbekir´in küçük mahkeme salonlarında dinleyicilere yer kalmıyordu. Bu arada benimle hâkimler arasında enteresan konuşmalar da geçiyordu. Bir-iki örnek vereyim: Asliye Ceza Hakimi Ahmet Bey bir celsede bana dedi ki, 'Musa Bey, ne diye Kürtçe yazıyorsunuz?'
Ben de kendisine, 'Hakim Bey, Istanbul´da Yahudiler, Rumlar ve Ermeniler gazete çıkarıyorlar. Ayrıca ingilizce ve Fransızca gazete de çıkıyor. Ben Kürtçe yazıyorum diye ne olacak?' dedim.
Hâkim, 'Efendim onlar azınlıktır' dedi.
Ben, 'Hâkim Bey, yani bir memlekette azınlık çoğunluktan daha mı avantajlıdır? Eğer bir azınlık kadar hakkım yoksa ben böyle çoğunluğu ne yapayım? Lütfen Karar verin ve beni de azınlık kabul edin', dedim. Hâkim, avukatlar, Hatta savcı güldüler.'