Dertleşebilen, bir şeyleri anlatarak rahatlayan, birilerinden tavsiye alan birisi hiç olmadım. Genelde her şey kendi içimde dışarıya öyle doğrudan yansımadan yaşanır. Öyle çok olaysal ve olgusal derdim olduğundan değil, genellikle nesnesi olmayan kaygılardan, huzursuzluktan yaşarım ne yaşarsam. Bazen de bir şeyler olur menfi yahut erincim aleyhinde. işte bu her iki durumda da okumayı, dinlemeyi istediğim tek şey edip cansever olur. O anlatır, beni anlamış gibidir. Kimilerine samimiyetsiz bir edebi yalakalık gibi gelebilir ama edip Cansever'i isteyerek okumak; o olağanüstü uyumsuzluğu, farkında olmanın tez ve görkemli acısını okumak; her şeyin baştan sona dramatik olduğu durumları trajikomik karşılamayı, anlamın bir öznel veriş olduğunu görüp susmayı, konuştuğunda da kiminle olursa olsun kendi kendine konuşmayı, mevcut halden rahatsız olunsa da başka bir halin de bu rahatsızlığı gidemeyeceğini bilerek devinimsizliği okumaktır. Edip Cansever'in kendisi başlı başına bir şiirdir.
"Dönelim
Döndürsün bizi
Kalbin akıp giden bulutlara benzeyen sesi
Yağmursuz bir yağmura açılmış kapılardan
Ve akılda kalan bir yokuştan
Ve yalnız çocuklara özgü o sonsuz sinema koltuklarından
Ve çocukluktan
Dönelim
Dönelim mi biz
Gençlikten, oralardan
Mutluluğu bir kabuk gibi saran mutsuzluklardan
Dönelim mi acıya
Acıya, büyük acıya
Ve soralım mı acaba
Ey büyük yalnızlık insansan eğer
Bir kaya
Dalgalar yalarken onu
O bakarken kaskatı kalabalıklara
Ah, kalbin bulut bulut akan sesi."