bugün ilk gün henüz. hatta ilk saatler... gün olmadık henüz tıpkı gelecek olamadığımız gibi. " belki" bile olamadık, ne yazık. " keşke" olduk sanırım, o da bir işe yaramıyor umut etmekten başka. umut etmek en kötüsü, biliyosun.
evdeyim, ezan okunuyor. tek başıma yemek yiyorum. ne kötü. yine de bi huzur var içimde. ayrıyız senden, senden ayrı ilk yemeğim. aklımda değilsin, şu ana kadar ağlamadım. güzel hoş. telefonum çalıyor, bakıyorum başkası. başkası tabi ki. her zamanki gibi. bir haber alıyorum, akşama anlatırım ona diyorum. ona ? o kim? nasıl anlatacaksın? o yok artık.
kafamı alıyorum ellerimin arasına, yalnızlığı hissediyorum o an. karnım aç, çorbam bana bakıyor. ağlıyorum. durduramıyorum kendimi. dünden beri akıtmadığım gözyaşlarım ile açıyorum orucumu. gözyaşlarım akıyor, karnım aç, sen yoksun...
ölsem kimin umrunda olur diye düşünüyorum. benim cenazemi kim sahiplenir? üzülür müsün ölsem? sarhoş olsam, uçsam gökyüzüne... üzülür müsün? üzülür müsün başkasıyla öpüşsem? başkasına söylesem sana söylediğim lafları? bitanem, aşkım, daha nicesi.
ağlıyorum yemek masasında. su içiyorum. gitmiyor boğazımdan. o zamana kadar yoktun aklımda. bi anda, bi an...
kelimeler bile cümle kurmuyor sensiz baksana. kaç saattir açık sözlük, kaç saattir bakıyorum öylece.