merhaba anne.
sanırım son 5 yıldır seninle doğrudan konuşmadım. konuşmak istemedim büyük çoğunlukla. hayatta olsaydın da ne kadar çok konuşurduk emin değilim. hayatta kalma koşullarına bağlı galiba.
sana dair birçok güzel şeyi hatırlayamıyorum. sesini, gülüşünü, kokunu.. ellerimiz çok benzediği için ellerini hatırlıyorum. bir de kötü olan her şeyi dünmüş gibi hatırlıyorum. hastalığını, acılarını, inadını, bencilliğini, bana ve babama yaptıklarını. babam hep "annenle benim ne kadar kötü huyumuz varsa almışsın" der bana. ben sana benzemek istemiyorum anne.
hakkını yiyemem, bana bütün o kaos içinde olmamam gereken her şeyi öğrettin. sana kocaman bir liste bile hazırlayabilirim bu konuda. küçük yaştaki bir kızın kafasında büyütüp sahip olmak isteyeceği birçok şeyi de ben daha istemeden bana sunduğun için; aşırı makyaj yapmak, topuklu ayakkabılar giymek ve aşırı süslenmek gibi huylarım da yok. zeki biriydin ve kısıtlansaydım ne olacağını biliyordun. bunu ne zaman fark etsem gülerim, teşekkür ederim.
olduğun insan için seni suçlamıyorum anne, senin yaşadıkların seni olduğun insan yaptı. aramızdaki tek fark ben yaşadıklarımın beni nasıl biri yapacağını kendim seçtim. büyük konuşmak istemiyorum, yine de senin yerinde olsaydım psikolojim ne kadar kötü olursa olsun çocuğuma bunları yapmazdım sanırım.
deniyorum, affetmeyi, kızmamayı, nefret etmemeyi.. ki kendimden nefret etmemeyi çözemeseydim nefretim daha da büyük olurdu. çünkü iğrenme noktasındayken ne yapacağını bilemiyorsun anne. gerçekte neler olduğunu o kadar az insan biliyor ki, bazen bunu bu kadar saklamanın bana verdiği zararı düşünüp korkuyordum. ama nasıl dışarı yansıttığımı fark ettim. kendimden nefret etmemeye çalışırken en çok da bununla savaştım.
merhameti, empatiyi, vazgeçmek gerektiğinde vazgeçmeyi, gurur denilen şeyin ne kadar saçma olduğunu, küsmemeyi, içine atmamayı, istenilen bir şey olmadığı için insanları suçlamamayı ve ne olursa olsun sevmekten asla vazgeçmemeyi de senden öğrendim. aslında sonuncusunu daha çok babamdan öğrendim. yaşadığımız onca şeye rağmen senden bahsettiğinde hala gözleri aşkla parlıyor anne. hatıranı bozmak istemediğim için ona da anlatmadım, kıyamadım.
yakın bir zamanda arkadaş ortamında biri "büyüdüğünüzü ne zaman hissettiniz" diye sordu. ölmen için dua edeceğim kadar acı çektiğin andı benimki. bunun için dua ettim ve o akşam gittin. 16 yaşındaydım ve en çok ihtiyacım olduğu zamanda senden vazgeçmem gerektiğinin farkındaydım. acına, ağrına ben dayanamazken senin onca sene göğüs gerdiğini düşününce içim sızlar hala.
seninle alakalı farkında olduğum her şeyin bir noktada çok dramatik olmasını sevmiyorum. ne öldüğünde, ne özlediğimde ağlayamamışken, yaşattığın şeylere öfkemden ağlamayı da sevmiyorum. en azından kabullenmeyi öğrendim. bunu yanımda taşımayı öğrendim. çünkü benim yaşadıklarım yüzlerce insanın yaşadıklarının yanında bile aslında çok hafif.
kelimeler döküldükçe içimin ne kadar soğuduğunu fark ediyorum. sana karşı böyle hissetmek istemezdim. her yıl dönümünde, doğum gününde ve anneler gününde içim çıkana kadar ağlamayı tercih ederdim sanırım. insan annesini çok sevmeli anne, ben böyle çok eksiğim.
biliyorum ki çok fazla insan seni çok seviyor, çok özlüyor. 8 yıldır neredeyse her arkadaşından senin ne kadar güzel bir insan olduğunu duyuyorum. ah be anne, o kadar çok insana yalan söyledim ki senin yüzünden.. yine de her günüm gecem sana dua etmekle geçiyor. burada bulamadığın huzuru orada bulasın, ruhun sağlığın yerindeyken saçtığı ışıltıyla dolsun. elbet bir gün aradığım soruların cevabını bulacağım, yine seveceğim seni. olması gerektiği gibi.