gerçekten yaşanmış bir olaya konu olan adem evlatlarından biridir. Gerçekten yaşandığını belirterek kısaca anlatmak isterim;
Bir varmış bir yokmuş; develer tellal, pireler berber iken bir okulda bir öğretmen ilkokul 1. sınıf 1. döneminde şöyle bir kayıt tutmuş. "Bunca zamandır öğretmenim, böyle bir öğrenci görmedim. Okuma yazmayı geldiğinde biliyordu, üç rakamlı sayıları hiç takılmadan hemen çarpabiliyor yani nerdeyse tahtaya çıksa dersi benden iyi anlatacak. Adı Mehmed Uzun."
Aynı öğretmen 1. sınıf 2. döneminde şöyle bir kayıt tutmuş, "Mehmed'de bir durgunluk var ilk dönem ki gibi değil, bir sorunu var ama anlamadım." Sonra 2. sınıf 1. döneminde şöyle bir kayıt tutar, "Mehmed bu dönemde hemen hemen hiç okula gelmiyor, bir sorun var ama bilmiyorum." 2. sınıf 2. dönemde bu kez şöyle tutar, "Mehmed hiç eskisi gibi değil, sınıfın en arkasında ve zaman zaman ağlıyor. Annesi ölmüş."
Sonra öğretmen değişir. Yeni öğretmen 3. sınıfın 2. döneminde şöyle bir kayıt tutar, "Sınıf iyi ama Mehmed Uzun diye biri var, tam bir Allah'ın cezası."
Gel zaman git zaman 4. sınıfta meslek hayatının bitmesine 2 sene kalmış yaşlı bir kadın öğretmen sınıfın başına geçer. Bir gün öğretmenler gününde bütün sınıf öğretmene janjanlı paketler halinde hediyelerini sunarlar. Bu sırada arka sıradan Mehmed kalkar ve gazate kağıdına yarım yamalak sarılmış bir şeyi öğretmene uzatır. Sınıf kahkalarla gülmeye başlar. Öğretmen gazate kağıdını yırtar ve taşları eksik bir kolye ve yarısı kullanılmış bir parfüm olduğunu görür. Sınıf bunun görünce daha da fazla gülmeye başlar. Tam bu sırada öğretmen, "Mehmed bu bugüne kadar aldığım en güzel hediyeydi" der ve sınıfta kahkalar biranda kesilir.
Kolyeyi takar ve parfümden biraz sıkar. Ders biter Mehmed utana sıkıla öğretmenin yanına yaklaşır ve "Öğretmenim tıpkı annem gibi kokuyorsunuz" der ve koşarak sınıftan çıkar.
Gökten üç elma düşer; biri sana, biri bana, biri de okuyanın başına.