arapların islamiyetten önce hinduizme inanması

entry8 galeri
    1.
  1. Peygamber Muhammed’den yüzyıllar önce Arabistan, Vedik kültürünün parlak merkezi ve olağanüstü zenginliklerle dolu bir coğrafyaydı.

    Bu kadim kültürün ne olduğunu öğrenmeğe başlarken önce Arabistan adına bakabiliriz; bu kelimenin orijinali Sanskritçe “Arvasthan”dır ve Atlar Ülkesi anlamına gelmektedir. Daha da derinden bakacak olursak Arva (atlar) ve Sthan (yer) anlamındadır. Bu bölgede yaşayan halka Semitik denilirdi; bu da yine Sanskritçe Smritic’den gelir. Araplar kadim Vedik Semitizmini izlemekte Manu-Smriti!yi kutsal sayarlardı. O dönmede Uttarapath (Kuzey Yolu) Hindistan’ın kuzeyine açılan uluslar arası bir yoldu ve tün ön asya'ya ve Arabistana açılıyordu. Ayrıca islamın doğuşundan 800 yıl öncesinden başlamış bulunan çok sıkı bir deniz ticareti de söz konusuydu: Basra limanı Hindistan’dan gelen tüm malları ve konukları karşılıyordu. Konuşulan dil Sanskritçe idi ancak yüzyıllar gibi uzun bir zamanda giderek değişti ve günümüz Arapça’sına dönüştü. Bunun en aşikar kanıtı Arapça ve Sanskritçe bulunan sayısız benzer kelimedir; işte bazıları:

    Sanskritçe, Arapça , Türkçe

    Sagwan , Saj , gemi kerestesi
    Vish , Besh , zehir
    Anusari , Ansari , Havari
    Shishya , Sheikh , şeyh
    Mrityu , Mout , ölüm
    Pra-Ga-ambar, Paigambar , cenetten gelen
    Maleen , Malaun , kirli
    Aapati , Aafat , afet
    Karpas , Kaifas , keten
    Karpur , Kafur , kafur
    Pramukh , Barmak , şef

    Hatta bazı kılıçların adına Handuvani, Hindi, Saifulhind. Muhannid denilirdi. Sanskrit Astronomisi de Arapçada kolayca görülmektedir; Brahma-Sphuta- Siddhanta; Sind-Hind olarak; Khanda-Khadyaka da Arkand olarak geçmiştir. Matematiğe ise Arapçada Hindisa denmektedir. Araplar matematik; fizik ve astronomi gibi hemen her alanda bilgilerini Hindistandan alarak kendi sistemlerini geliştirdiler.

    Önemli Arap bilginlerinden olan W.H. Siddiqui’den alıntı;

    “Arap medeniyeti Hindistanla yapılan kültür ve mal ticaretinin sonunda yoğun ve geniş çapta bir ilerleme gösterdi. Göçebe arap aşiretleri büyük bir ölçüde yerleşik düzene geçtiler ve hatta surlarla çevrili kentlerde yaşamaya başladılar; hayvancılık; tarım ve ticaretle uğraştılar; tanrılardan korktular ve krallarını yücelttiler.”

    Bazı kimseler yanlış bir şekilde Arapların Hindu sözcüğünü aşağılamak için kullandığını düşünmektedir. Bu tamamıyla yanlıştır; islam öncesi Arabistanda Hinduizm çok yaygındı; bunu kolayca en sevdikleri kızlarına “Hinda” yada “Saifi Hindi” adlarını vermelerinde belliydi. Arapların Hindistanı manevi ve kültürel anavatanları olarak görmeye alışık oldukları aşağıda dört Vedanın değinildiği şiirden anlaşılmaktadır:

    “Aya muwarekal araj yushaiya noha minar HIND-e Wa aradakallaha manyonaifail jikaratun” ” Ey Hint ülkesi, sen ne kadar da kutsalsın; sen Tanrı tarafından seçilmiş ve bilgelikle kutsanmışsın”

    “Wahalatijali Yatun ainana sahabi akha-atun jikra Wahajayhi yonajjalur -rasu minal HINDATUN ”
    .”Dört fener gibi parıldayan şahane bilgeliğin bolluk ve bereket getirir”

    “Wahowa alamus SAMA wal YAJUR minallahay Tanajeelan Fa-e- noma ya akhigo mutiabay-an Yobassheriyona jatun”
    “Bu bilgiyle yanan SAM ve YAJUR yaradılışta bahşedildiler; işte kardeşlerim özgürlüğe giden Vedaların yoluna saygı duyun ve izleyin”

    “Wa-isa nain huma RIG ATHAR nasayhin Ka-a-Khuwatun Wa asant Ala-udan wabowa masha -e-ratun”
    “Diğer ikisi RIG ve ATHAR bize kardeşliği öğretecek;karanlık onların aydınlığında sonsuza kadar yok olacaktır”

    Bu şiir Labi-Bin-E- Akhtab-Bin-E-Turfa tarafından Arabistanda yaklaşık MÖ1850’de yazılmıştır. Bu şiir; kadim Arap şiiri antolojisi çalışması olan Sair-Ul-Okul’da bulunmaktadır; bu eser MS 1742’de Sultan Selim!in emriyle derlenmiştir. Arapların MÖ 1800 lü yıllardan beri Vedaları kutsal yazıtları olarak kabul ettikleri ve bunlara sadakatle bağlı oldukları sadece Vedaların ne kadar eski değil, aynı zamanda Hint uygarlığının I ndus’tan Akdeniz’e kadar uzandığını da kanıtlamaktadır.

    Muhammed peygamberin doğumu sırasında da Vedik kültürü oldukça canlıydı. Yine bunun kanıtını Sair-Ul-Okul’dan alalım ve peygamberin doğumundan 165 yıl önce yazılmış bir şiirde bulalım:

    “Itrasshaphai Santul
    Bikramatul phehalameen Karimun
    Bihillahaya Samiminela
    Motakabbenaran Bihillaha
    Yubee qaid min howa
    Yaphakharu phajgal asari
    nahans Osirim Bayjayholeen
    Yaha sabdunya Kanateph natephi
    bijihalin Atadari Bilala masaurateen
    phakef Tasabahu. Kaunni eja majakaralhada
    walhada Achimiman, burukan, Kad, Toluho
    watastaru Bihillaha yakajibainana baleykulle amarena
    Phaheya jaunabil amaray Bikramatoon” – (Sair-ul-Okul, sayfa 315)

    “Ne mutlu onlara ki Kral Vikram’ın zamanında doğdular: Zira o kendisini halkının iyiliği ve selametine adamış, cömert ve çalışkan bir kraldı. Ancak o zamanlarda biz Araplar maneviyatı unutmuş ve dünyevi zevklere düşmüştük.Entrika ve eziyet yaygınlaşmıştı. Umursamazlığın karanlığı ülkemizi sarmalamıştı. Canı için çırpınan kurdun ağzındaki bir kuzu gibi; biz de boşvermişliğin pençesindeydik. Ancak günümüzü aydınlatan şafak; eğitimin ışığı altında sonucunu verdi ve o bilge Kral Vikram biz yabancıları unutmadı. Kendi kutsal kültürünü, gönderdiği bilginler ve öğretmenler sayesinde ülkemizin üzerindeki güneş gibi aydınlattı. Bizlere Tanrı’nın varlığını hatırlattı ve ona giden yolu gösterdi”

    Orijinler adlı kitabında (3. ve 4. ciltler) Sir W. Drummond şöyle demektedir: !ibrahim vahi aldığı zamanlarda insanlığın ortak dili ve kültürü Sabaizm idi. Ve felsefeleri dünyadaki bütün milletlere ulaşmış durumdaydı.” Kitabının 439. sayfasında Kabe tapınağında bulunan 360 ikonadan söz etmektedir; bu Vedik ikonların adları Arapça – Sanskritçe karşılaştırılmasıyla bazıları verilmiştir:

    Arapça , Sanskritçe , Türkçe

    Al-Dsaizan , Shani Saturn
    Al-Ozi or Ozza , Oorja kutsal enerji
    Al-Sharak , Shukra, Venus
    Bag , Bhagwan , Tanrı
    Bajar , Vajra Indra’nın şimşeği
    Kabar , Kuber , Zenginlik Tanrısı
    Dar , Indra , Tanrıların Kralı
    Dua Shara , Deveshwar, Tanrıların Lideri
    Habal , Bahubali , Dayanıklılık Tanrısı
    Madan , Madan , Aşk Tanrısı
    Manaph , Manu , ilk insan
    Manat , Somnath , Lord şiva
    Obodes , Bhoodev , Dünya
    Razeah , Rajesh, Kralların Kralı
    Saad , Siddhi , Şans Tanrısı
    Sair , Shree Zenginlik Tanrıçası
    Sakiah , Shakrah Indra,
    Sawara , Shiva-Eshwar Şiva
    Yauk Yaksha Kutsal varlık
    Wad , Budh Mercury

    Kabe ele geçirilmeden önce uluslar arası bir Vedik Tapınağı idi. Harihareswar Mahatmya kadim Vedik Yazmalarıdır; burada Vişnu’nun Mekke deki ayak izinden bahsedilmektedir. Bununla ilgili önemli ipuçlarından birisi Müslümanların bu bölgeye Sanskritçe Hariyam dan gelmiş olan Haram demeleridir; HARI , Vişnu’nun müttefikidir. Eski yazıtlar şöyle der; :

    “Ekam Padam Gayayantu
    MAKKAYAANTU Dwitiyakam
    Tritiyam Sthapitam
    Divyam Muktyai Shuklasya Sannidhau”

    Burada Vamana’ya; üç belirli mekana ayak basarak buraları kutsayan Vişnu’nun reenkarnasyonuna bir gönderme vardır; bu yerlerin adı Gaya; Mekke ve Shukla’dır. Bu şekilde oyulmuş kutsal mekanların ziyaret edilmesi Vedik bir gelenektir. Ayak izlerinin günümüzde iddia edildiğinin aksine herhangi bir kişiye ait olmadığı kesindir zira bu figürler hep tek ayak şeklindedir.

    Kabe’de bulunan siyah taş (SAnge Aswat olarak bilinir ve Sanskritçesi Sanghey Ashweta dır ve beyaz olmayan taş anlamına gelir) bir Şiv Amblemidir. Kabe’de arkeolojik kazılar yapılacak olursa Vedik ikonların kalıntılarına kolayca rastlanabilir. Kabe anlam olarak Sanskritçe Ghaba dan gelmektedir ve anlamı Mabet’tir. Hajja ve civar bölgelerinde Rama ve Somia kabileleri vardı; bu isimleri kabilelerin izlediği Tanrısal varlıklar olan Vedik Soma (güneş)ve Rama’dan (ay) gelmektedir. Ay Tanrınsın islam öncesi dönemlerde çeşitli isimleri vardı; bunlardan biri Al-lah idi. Al-lah’ın 3 çocuğu vardı ; bunlar; Al-lat, Al-uzza ve Manat idiler. Al-lat ve Al-uzza ikisi de dişildi. Manat ise Somnath yani Ay Kralının ismidir ve Kabe’nin o dönemde Ay Tanrısı Somnath’ın hizmetindeydi. işte Kabe’deki siyah taş tüm Şiva ikonlarında Şiva’nın anlında bulunan ve dolun ayı temsil eden taştan başkası değildir. Ayrıca her Şiva tapınağında Ganj Nehrini temsilen bir su kaynağı bulundurmalıydı. Zemzem suyu kaynağı bu eşleşmeyi tamamlamaktadır.

    Alıntı.
    6 ...