Tam geçiş dönemidir, yavaş yavaş teknolojinin hayata girmesi işin tuzu biberi olmuştur.
Yokluk olduğundan elindekinin kıymetini bilmek önemli idi.
Bugünki gibi çocukları eve bağlayıcı faktörler yoktu. Dolayısı ile çamurun içinde de olsa futbol oynamanın tadı başkaydı.
Mahalle maçları efsaneydi mesela, aynı şekilde misket oynamalar , hırsız polisler , kızıl kayışlar , simitler , zımbalar ..
Türkiye'de her iki kişiden birinin belfıtığı olma sebebi vardır mesela , uzun eşekler , birdirbirler..
Zeka geliştirici oyunlar da vardı elbette , üç tane tuğla parçasından cüz oynamalar ara ara gazetelerden kupon ile alınan dama ve satrançlar...
Bunların yanında samim insanların olduğu mahalle kültürü vardı birde. Semt pazarının kurulduğu gün mahallenin yaşça büyük ağabeyleri gençleri ve çocukları pazardan gelen yaşlı amca ve teyzeleri karşılamaya gönderirdi..
Pazarda uyguna meyve sebze bulan bir kilo da yan komşusuna alır götürürdü..
Bir sigara içebilmek için 3 km yol yürünen günlerdi. Şu amca görmesin , bu teyze bilmesin...
Ve ardından Banu Alkan vb. kişilerin yapamadıklarını televizyonlar yapmaya başladı.
Türk toplumunun ahlak yapısı bozulmaya başladı. Dizilerde filmlerde Aile , komşuluk, örf adet , ahlak gibi değerler verilirken bir anda bütün mahalle tren yapmaya başlayan dizi ve filmler baş gösterdi.
Akşam çayına gelen komşunun durumu yoksa bir demlik çay ile gelir, çekirdekler yenir sohbet muhabbet gırla giderdi.
Bir süre sonra ise akşam çayına gelen komşu - yahu bizim falanca kanalda filanca dizimiz var açın da onu izleyelime başladı. Dolayısıyla git gide paylaşım azaldı ve en sonunda milenyum başlarında insanlar tamamen birbirinden koptu.