Wendy Brown'ın "yükselen duvarlar, zayıflayan egemenlik" isimli kitabında kullandığı bir kavram vardır, "egemenliğin krizi".
Wendy Brown "egemenliğin krizi"ni her ne kadar devletler nezdinde ele alsa da, bu kavram kadın cinayetlerinin artışına farklı bir bakış getirmek için kullanılabilir, uyarlanabilir diye düşünüyorum.
Bundan elli yıl öncesi ile(daha öncesi de olabilir) şimdiye baktığımızda kadın ve erkeğin konumunda bir değişme söz konusu. Artık kadınlar da, Türkiye'de 60'lı yıllardan sonra artan kadın hareketleriyle birlikte, görece daha fazla kamusal alanın içine dahil. Artık kadınlar eskisi gibi boyun eğmiyor, baş kaldırıyorlar her ne kadar ülkede ataerkil anlayış bir hayli yüksek olsa da. Artık kadınlar da söz sahibi. Bu durum da erkeğin egemenliğinde bir krize yol açıyor. Egemenliğini yitirmekte olan erkek, son çare olarak(aslında acziyetinin göstergesidir bu) şiddete başvuruyor. Krizin olduğu yerde şiddet de artar. Şöyle düşünebilirsiniz, kadın eğer erkeğin sözünden dışarı çıkmasa, boyun eğse, erkeğin şiddet kullanmasına gerek kalır mıydı? Artık boyun eğmeyen, baş kaldıran kadın, erkeğin egemenliğini yitirmesine sebep olmakta.
Ve erkek de, "ben hala güçlüyüm, ben hala egemenim" düşüncesi ile birlikte egemenliğinin zayıflayışını, acziyetini örtbas etmek için egemenliğini şiddet kullanarak teatralleştirir.
Buradan çıkarılması gereken ise, kadın cinayetlerinin artışı tam da erkeğin istediği gibi, " erkek egemenliğinin çok güçlü" olduğundan kaynaklandığı değil, aksine erkeğin egemenliğinin krizde olduğudur.
Kadın cinayetlerini anlamak konusunda bu bakış elbette tek başına eksik kalır. Fakat kadın cinayetlerini anlamak konusunda bu bakışın da gerekli olduğunu düşünüyorum.