1900’lü yılların başına geldiğinde insanlar klasik fiziğin her şeyi açıkladığı ve bu nedenle fiziğin artık yavaş yavaş sona erdiği düşünülüyordu.
Fakat 1905 ve 1915’li yıllarda açıklanan Görelilik Teorileri ve 1920’li yıllarda ortaya çıkan Kuantum Fiziği bize yepyeni bakış açıları kazandırmış oldu.
Küçük cisimlerin(proton, elektron,…) normal hayatta tecrübe ettiğimizden çok daha farklı davrandığı fark edildi.
Klasik fizikte, her şey belirlidir(zaman, konum, momentum…). Ancak kuantum fiziğinde bu geçersizdir.
Görelilik teorisinde zaman, hız, uzunluk, momentum gibi kavramlar görecelidir.
Kuantum Fiziği’nde konum, momentum, hız, enerji asla ve asla kesin olarak ölçülemez daima belirsizlik vardır. Üstelik dalga-parçacık ikiliği, sıfır noktası enerjisi, paralel evrenler gibi gündelik hayatta tecrübe edindiğimiz bilgilere tamamiyle aykırı sonuçlar doğurur. Örneğin klasik fizikte eğer bir deneyi tamamı ile aynı şartlarda 2 veya daha fazla yaparsanız aynı sonuçlar elde edersiniz.
Kuantum fiziğinde ise bir deneyi aynı şartlar altında yapsanız dahi farklı sonuçlar alırsınız çünkü kuantum fiziğinde olaylar rastlantısaldır.
Albert Einstein, kuantum fiziğinin doğmasında öncülük etsede Kuantum Fiziği’nin bu yönde kaymasını eleştirmiştir ve “ (bkz: tanrı zar atmaz)” diyerek Kuantum Fiziği’ndeki rastlantısallığı eleştirmiştir.