Bazen gökyüzü üstüme düşecek gibi oluyor. Bir balkonun boşluğuna girip saklanıyorum. Karşıdan bir çift geçiyor sarmaş dolaş. Sentetik duygular kaplamış gözlerinin içini. Arkalarından bastonlu bir dedenin 3 ayağı olmasına rağmen kaplumbağa andıran adımlarını izliyorum. Önce sağ ayak sonra sol ayak sonra sağ ayak. Göt cebimden buruşmuş poşeti çıkarıyorum. Ağzını açıyorum poşetin. Kurumuş spermi andıran, bakkalın; mukavvaları yapıştırmak için en birinci kalite bu abi dediği baliyi hücrelerime misafir ediyorum. Bir kedi tünemiş çöplüğün yanına. Gözlerinde ki kimseye güvenmiyorum bakışını gözlemliyorum. Şımarık bir köpek geliyor sonra kovalıyor kediyi. Haklı çıkarıyor kediyi. Köpek sahibinin yanına kuyruk sallayarak gidiyor iyi bok yemiş gururuyla. Sahibi bu davranışını mükafatlandırıyor ve başını okşuyor. Bir mahzene giriyorum Kapodokyada. Şarapların mantarları şişmiş. Rahat 300 yıllık varlar. Şarapların yaşını nasıl anlarsınız? içtikten sonra kolunuzu kesin. Ne kadar daire varsa şarabın yaşıda o kadardır. Ama kimsenin götü yemez şaraba yaş sormaya. Uyanıyorum.Bir minibüs içindeyim. Şoför beni gördüğüne hiç şaşırmadı. Çok şükür uyandın dedi. Neredeyiz dedim. Hiçliğe 4 km kaldı dedi. Beni kenarda indir lütfen dedim. Neden dedi. Bir hiç olmak istemiyorum dedim. Dinlemedi. Sürmeye devam etti. Tekrar uyudum. Cennete uyandım. Karşımda annem vardı. Hoş geldin oğlum deyip çocukken çok istediğim ama hiç yapmadığı sucuklu yumurtayı yaptı. Yemedim. Neden yemedin dedi. Artık çok geç dedim. Ağladı. Ağlama cenneti uyandıracaksın dedim. içine içine ağladı. Tekrar uyudum. Bazen gökyüzü üstüme düşecek gibi oluyor. Bulutların kafamı parçalaması hoşuma giderdi aslında.