lanet olası pazartesi

entry2 galeri
    1.
  1. -1-
    Sırandan insanların sıran hikâyeleri olur sanılır. Bu çok yaygın bir yanılsama. Zira en sıra dışı hikâyeler sıradan insanların başından geçenlerdir. Sıradanlık, tek tiplik, monotonluk; tüm bunlar hayatınızdaki ufacık bir değişiklikle yerini kaosa, öngörülemezliğe dönüşebilir. Denkleme eklemeniz gereken tek şey biraz kötü şans. Ve iste evet artık sıra dışı bir hikâyeniz var.
    Lanet olası pazartesi. Pazar akşamı sekizinci biranızı yudumlarken aslında o kadar uzak gözükür ki pazartesi. Televizyon, internet ve bira üçgeni içeresinde hayat o kadar hızlı akar ki. Fakat hesaba katmadığınız birkaç şey vardır. itaat etmek zorunda olduğunuz mesai saatleri. Kızdırılmaması gereken bir patron. Kira bekleyen bir ev sahibi. Doğalgaz, su ve Elektrik idaresi. Kızgın patronunuzdan zorla aldığınız paraları, her ay kızgın olan sizden zorla alan kurumlar. Bu çok ilginçtir aslında düşünsenize, parayı, elektriği ve doğalgazı insan . Telefonu ve interneti de. Kendi kurduğumuz dev bir monopoliyi oynuyoruz ırk olarak. Yataktan zorla kalktı. Sabahları uyanmak için bir sebebi yok. Tek sebebi; alışkanlık. Alışkanlıktan yaşıyordu artık. Alışkanlığından kahvaltı ediyordu, alışkanlığından işe gidiyordu. Alışkanlığımdan nefes alıyordu. ikigai. Japonların kavram adlandırmalarından birisi. “yaşam sebebi” anlamına geliyor. Daha geniş anlamda insanı sabah yatağından çıkartıp yaşamasına sebep olan, yaşamasını istemesine sebep olan şey. Ne yazık ki onun bir ikigai’si yok. Sadece alışkanlıktan yaşıyor. Devren alınmış bir dükkan gibi, müşterisi hazır, mamulü hazır… sadece kepenkleri açıyor o kadar.
    Dairesi sessiz. Önceki akşamdan kalma bulaşıklar ve çöpler, bira şişeleri, akşam içtiği ot, sigara çarşafları… dağınıklık onu rahatsız etmiyor. Masanın üzerindeki onlarca paketin içinde bir dal sigara arıyor. Ağzı çamur gibi. Bir yudum bira. Sabah aç karna. Üstüne sigara. Nefes. Nefes. Sakin ol. Dingin ol. Psikoloğuna göre bu boş vermişlik onun için iyi değilmiş. Kendisine bir hobi veya bir dost edinmeliymiş. Yoksa bunun sonu pekiyi olamayacakmış. Onun için buluşmalar, davetler, konserler ayarlıyor. Grup terapilerinde yeri her defasında hazır. Ondan ümidi tek kesmeyen o sanırım. Bilmedi- hayır hayır… anlamadığı şu; kırkıma yürüyordu. Her gün daha az insan tanıyor, daha çok insan kaybediyordu. insanlar artık birbirlerinden bıktı.
    Otobüs durağına koştura koştura yürümeye başladı. Kış mevsiminin ortası. Kaldırımlarda dün gece yağan karın kalıntıları var. Koştururken ayağı kayıyor ve sırt üstü düşüyor. Pazartesi :1-Yavuz:0. Durak mahşer yeri gibi. Tıka basa otobüse zorla da olsa bindi. nefes alamadan geçirdi onca durak sonra güçlükle indi. Onca koşuşturmaya rağmen geç kaldı. Pazartesi:2-Yavuz:0.
    Daha ilk dakikadan iki gol yediği pazartesinin ona insaflı davranmayacağını anlıyordu. Ofis şimdiden hareketli. Geniş cam kapıdan geçip masalarla dolu dev odada birbirinin tıpatıp aynısı olması katı kurallarla korununan 48 masa var. Tam bir simetri hastası olan patronları tarafından feng shui kurallarına göre düzenlemiş olan çalışma alanı. Çalışanlara huzurlu bir ortam vaat etmek için tepedeki kolonlardan kuş ve su sesleri geliyor. Etraflarındaki saksılarda envaiçeşit çiçekler ve bitkiler vardı. Suni bir doğa. Şehrin ikiyüzlülüğü doğanın acımasız ve kati kurallarından saklanmak için inşa edilmiş şehirlerde doğadan kopmama çabasının samimiyetsizliği.
    Masanın başında onu bekleyen, önce saatine, ardından duvardaki ofis saatine, sonra cep telefonun saatine bakan bir adam. Geç kaldığını belirtmek için imkan dahilindeki tüm jestlerini, mimiklerini kullanıyordu.
    “yine geç kaldın!” dudakları birbirine geçmiş vaziyette kaşlarını çatmış. Kelimeleri dudaklarının arasından güçlükle çıkıyor.
    “hava çok kötü durumda Erdal Bey. Otobüs güçlükle geldi.” Bu onun için bir bahane değil tabi…
    “bu benim için bir bahane değil. Taksiyle gelseydin! Neyse. Şu an bununla vakit kaybedemem. Bunun hesabını bana vereceksin. Şimal! Şimal! Gel buraya.”
    Tanrı dünyayı yedi günde yarattı. Cenneti, cehennemi. Okyanusları. Dağları. Engin denizleri. Peki onu?! Onu kaç günde yarattı! Kömür siyahı parlayan saçları boynundan aşağı dümdüz bir at kuyruğu gibi kalçalarına kadar uzanıyor. Kahvenin en güzel tonu gözlerinde. Her adımı tabiata bir armağan. Stiletto ayakkabıları ofisin zemini dövüyor. Onlara doğru ilerliyor. Yüzünde anlamsız bir gülümseme?!
    “şimal, seni Yavuz’la tanıştırayım. Kendisi stajın boyunca sana eşlik edecek. Onunla beraber çalışacaksınız.”
    Pazartesi 2- yavuz 1. Bastır oğlum. Bu maç döner.
    “merhaba ben yavuz. iş geliştirme uzmanıyım. Çok memnun oldum.” Elini uzattı. Rüya mı bu?
    “memnun oldum”sadece dudaklarına bakıyordu. Odaklanamıyordu . Sakin ol oğlum. Sakin ol. Neden gülüyor?
    “şimdi sizden isteğim; bir ay boyunca Şimal hanım’a yardımcı olmanız. Eğer Şimal hanım da hazırsa başlayabilirsiniz.”
    Siyah kalem etek üzerine beyaz gömlek kemik çerçeve gözlükler tek bir tokayla tutturulmuş saçlar. iri elmacık kemikleri. Sen nerden çıktın şimdi kadın!
    “isterseniz önce sizinle bir şirket turu atalım?”

    -2-
    Öğlen yemeği. Durum hala 2-1. Mücadeleye devre arası verildi. Üstüne bulaşan çamuru temizlemek için erkekler tuvaletine gitti. Bunca saat Şimalin yanında bu çamurla oturmuştu. Nedense yanından kalkmak hiç içinden gelmemişti. E Şimal de yemek için dışarı çıktığına göre artık temizlik zamanı. Lacivert çamuru pek gizlemeyen bir renk. Ceketini çıkartıp biraz kağıt havlu ıslattı. Öğrencilikten beri hep kendi çamaşırlarımı kendim temizlemişti. ilk değil. Alışkındı. Sırtı komple çamur olmuş. Temizlemesi uzun sürecek. Pantolon desen harap halde. iç çamaşırına da biraz kar suyu kaçmış.
    Erkekler tuvaletinde altında sadece ıslak boxer ve gömleğiyle elindeki pantolonun çamurunu temizlerken kapı birden açılıyor.
    “Şimal!?”
    Harika bir manzara. Teşekkürler pazartesi. Tribünler ayakta. Durum 3-1.
    “çok özür dilerim! Seni arıyordum şirkette. Kapıdan seslenecektim! Dışarda bekliyorum! Tekrar çok özür dilerim!”
    O kadar esmer olmasına rağmen yüzünün kızardığını görebiliyordum.
    “önemli değil…?” önemli değil mi? Ne demek önemli değil? Sapık mısın oğlum sen? Teşhirci misin?
    Kapıyı kapatıp onu tekrar kirli pantolonuyla yalnız bıraktı. Soyunma odasında gol yemek tabiri böyle bir şey olsa gerek.

    ****
    Yaklaşık on dakikanın ardından. Tüm kirlerinden arınıp kafasına soru işaretleri ekledikten sonra tuvaletin kapısını araladı. Şimal orda bekliyor. Tedirginlikten tırnaklarını yemeye başlamış.

    -3-
    Ne düşündüm acaba kapıyı açarken! Salak kız. Erkekler tuvaleti orası! Ya birisi görseydi. Sakin ol. Sakin ol. Sadece bi soru soracaktın. Derin nefes al. Alt tarafı boxerlı bir erkek. Daha önceden de gördün. Boxerlı, boxersız…
    Kötü başlayan bir gün, daha kötü hale nasıl gelir diye sormak yersiz. Bırakın yuvarlansın. Kümülatif bir şekilde daha da kötüye gitmeye devam edecektir.
    ****
    Bulaşık. Çamaşır. Etrafımdaki gereksiz eşyaların temizliği. Tek başıma yaşadığım halde nasıl bu kadar çok eşyam olabiliyor aklım almıyor. Bu tavayı ne zaman aldım ben? Yada bu minderi? Ne düşündüm alırken acaba? “hey! Hadi şu minderi alayım da diğerleriyle beraber tozlanınca temizleyene kadar canım çıksın!” salak kız! Saat gecenin üçü. Yarın sabah yeni işimde staja başlayacağım. Zerre uykum yok. Heyecanlıyım. Nedeni olmadığı halde heyecanlıyım. Bu başvurduğum dördüncü staj programı. Diğer üçü pek başarılı geçmedi. Sözlü ve fiziksel tacizleri hiçbir iş veren iş sözleşmesine eklemiyor çünkü. Dik dik gelen bakışlar. Yakın temaslar. Öğlen yemekleri. Akşam yemeği teklifleri. Kimse konuşmasına dahi izin vermiyordu. Bıraksalardı belki biriktirdiği onca şeyi anlatacaktı. Göğüs çatalına dikilen bir çift göz. Yüzüne bile bakmadan mal varlıklarından bahseden adamlar. Gerginlikten sırılsıklam terleyen orta düzey yöneticiler. işin komik tarafı artık bir uzman olmuştu. Mesela üst düzey yöneticiler açık açık metreslik önerebiliyordu. Para onları o kadar güçlü yapıyordu ki etini satın alabilirlerdi. Orta düzey yöneticiler genelde evli olduğu halde kaçamak yapmaya çalışanlardı. Vaat ettikleri tek şey yarısı sertleşme problemi ile geçecek bir ‘mutluluk gecesi’ ‘kaçamak’ ertesi gün bütün ofise anlatılacak –belki de hiç yaşanmamış – pozisyonlar. Üst ve orta düzey yöneticiler hariç diğer çalışanlar muhtemelen sadece bakmakla yetiniyorlar. Kadın olmak ne kadar zorsa, iş hayatında bir kadın olmak iki katı zordu. işte bu yüzden tutunmalıydı. Koca bir şehir ağzını sonuna kadar aralamış onu yutmayı bekliyordu.
    Eski flörtleri geldi aklına birden. Yaşanmış, bitmiş. Bir savaşın ardından vücudunda kalan yara izleri gibi aklına kazınmış. Yorgun bitap bir savaşçı. Çok yorgundu uyumalıydı. Saate göz ucuyla baktı. Hazırlıklarını tamamlamamıştı ama saat nerdeyse dört olmuştu. Bu gece uyku yoktu. Bir kahve yapmak için mutfağa gitti. Su ısıtıcıya biraz su ilave etti. Bir şarkı mırıldandı.
    Saatler sonra arabasını saplandığı kar yığınından çıkartmaya çalışırken kadınlığın gücünü düşündü. Tabi ki kadın en az erkek kadar güçlüydü ama elli kiloluk bedeni 3 tonluk arabayı oynatmaya yetmiyordu. Uykusuzluk zaten onu yeterince sersemletmişti. Taksi aradı. Bulamadı. Durağa gitti. Otobüste oturacak bir yer bulduğunda, kulaklıklarını takıp sıradaki şarkıya kafasında video klip çekmeye başlamıştı çoktan. Kar kalıntılarının arasında insanlar ağır aksak ilerliyordu gri soğuk bir istanbul haftasına başlamaya çalışıyordu bin yıllık şehir. Kimlerin ayakları yürümüştü bu yollarda. Kimler aşındırmıştı, arşınlamıştı. Ve hala yürümeyi bilmeyen malla mevcuttu. Güldü. Adamın biri gerisini geriye düşmüştü. “işte bu lekeler zor çıkar” dedi kendi kendine.

    Uzun bir yolculuğun ardında tam on dakika erken iş terine varmıştı. Erdal bey onu kapıda karşıladı.
    “hoş geldiniz şimal. Buyurun yavuz bey birazdan gelir. Size o eşlik edecek. Stajyerlerin eğitiminden kendisi sorumludur. Aynı zamanda iş geliştirme uzmanımız. Biraz dağınıktır, disiplinsizdir ama işini iyi bilir.sizi de şimdiden uyarıyorum mesai saatlerine riayet ediniz mesai saatleri içerisinde iş yerinizde olduğunuzu unutmayınız. Aksi davranışlar düzeltiyorum, aksi ‘ısrarlı’ davranışlar stajınızın hemen sona erdirilmesi ile sonuçlanacaktır.”
    Yüzümde kocaman bir gülümseme ile “anlaşıldı Erdal Bey” ağzına sıçtığımın ukala dümbeleği. Bir işe başlamak için mükemmel bir yol.
    Ufak bir tanıştırma faslının ardından bir kahve molası. Anlaşılan yavuz bu sabah geç gelecek.
    Biri adımı sesleniyor. Bu Erdal bey. Beni yanına çağırıyor. Yanında bir adam var. Sanırım yavuz. Ama Olamaz. Bu… gülmemek için zor tutuyorum kendimi…
    -4-
    “ ya gerçekten özür dilerim tekrar. Kapıdan seslendim ama durmadın.”
    “sorun yok daha kötüleri de olmuştu” ne dedin tam alarak acaba. Neden dedin. Biraz sakin olmayı dener misin lütfen?
    “daha kötüleri?”
    “daha kötü pazartesilerim de olmuştu demek istedim.” Sessizlik. içinden bana gülüyor sanırım. Kadınlarla konuşma konusunda hiç kötü değilim aslında. Ama şu an biraz kontrol sorunları yaşadığım doğrudur. “unutalım istersen yoksa bu sessizlik daha da uzun sürecek.” Gülümsedi yine. “ne soracaktın bana bu kadar önemli?”
    Göz bebekleri büyüdü. Biraz duraksadı.
    “şey, aslında tam olarak bir soru değil. Dürüst olmak gerekirse bir soru yok ortada. Seni aradım sadece. Bi kahve içer miyiz? Hem biraz daha işten bahsedersin bana?”
    Uzun koridorda öylece dikilmiş bana bakan güzel kadına şaşkınlık içinde bakıyordum. Kahve? Gerçekten mi? Hayır dersem kendime ihanet etmiş olurum. Evet dersem prensiplerime.
    “çok üzgünüm şimal. Henüz yemek yemedim. Aç karna da kahve içemiyorum. Başka bir zaman içeriz umarım.”
    Bana hayır dedi. Zaten utancımdan yerin dibine girdim. Ve üstüne bana hayır dedi. Bir tüfekle beynimi dağıtsaydı sanırım daha insaflı olurdu. Giyotin de olurdu. Yada tırnaklarımı çekebilirdi. Ne diyeceğim şimdi?
    “tamam güzel, ben de yemedim henüz. Beraber yiyelim o zaman? Sakıncası yoksa?”
    Pazartesi 4 - Yavuz 2 sanırım bu gol şikeli oldu zira ben az önce bir prensibimi çiğnemek zorunda kaldım. Asla ama asla iş yerinden bir kadın ile görüşme, ilişki kurma. Yakınlaşma. Hissettiğin anda uzaklaş. ikinizin iyiliği için. Hemen yangın alarmına bas, acil çıkış levhalarını izle, yangın merdiveninden tüy. Ardına bile bakmadan koş. ikinci defa hayır dersem sanırım benden nefret edecek.
    “olur”

    --
    devamı #37803522 hemen altta... sığmadıysa demek....
    0 ...
bu entry yorumlara kapalı.
© 2025 uludağ sözlük