Bir fikir yazısı yazmak ve konuya yeni bir bakış açısı getirip ufuk katmak bu sözlükte günah sayılır ama konuyla alakalı derine inip birkaç bir şey yazmaktan da geri duracak değiliz!
taa lozan barış antlaşmasına gideceğiz... ben de "necip Türk matbuatının teamüllerine" uydum bu arada "lausanne" değil "lozan" yazdım.
Bayram değil seyran değil kürt meselesini neden hortlattım?
biliyorsunuz kürtlerin referandum muhabbetini! temcit pilavı gibi tekrar tekrar ısıtıp önünüze koyacak değilim. Ama bu noktaya nasıl geldiğimizi de irdelemezsek vatandaşlık görevimizi değil ama "side quest" lerinden birini yapmamış oluruz...
Bildiğiniz gibi, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel taşı olan Lozan Barış Antlaşması'nı eleştirenler, esas olarak orada
"Musul ve Kerkük'ten vazgeçmiş olmamıza" kızarlar, sonra buna hemen Batı Trakya'yı da eklerler.
Savunanlar da, Atatürk ve inönü'nün "gerçekçiliğini" göklere çıkarırlar.
Osmanlı borçlarının "Anadolu'ya kalan bölümünü" ödemeyi üstlenmekle, görünürde kesinlikle reddedilen Osmanlı mirasına aslında bir ölçüde sahip çıkıldığı gerçeği pek akıllarına gelmez oysa!...
Başka bir eleştiri konusu, meslekten diplomatlarımız dururken, Lozan'a niçin bir askerin, doğru dürüst lisan da bilmeyen ismet Paşa'nın gönderilmiş olduğudur...
Bürokrasinin asker kesimi, kuracağı yeni devlette sözü sivillere asla bırakmak istemez de ondan.
Başka bir gerçek, bazı üyeleri Lozan'daki gelişmelere karşı çıkan "ilk meclisin" tasfiye edilmiş, ismet Paşa'nın koparabildiklerine asla ses çıkarmayacak yeni bir meclisin toplanmış olmasıdır!
Barış görüşmelerine bu amaçla ara verilmiş, 1923 seçimleriyle "çatlak seslerden arındırılmış" ve antlaşmayı tartışmasız onaylayacak yeni meclis toplanınca kalınan yerden devam edilmiştir...
Bu pek fazla öğretilmez yeni cumhuriyet kuşaklarına... Öğretilmediği için de, bugün basında "Atatürk ülkemize demokrasiyi getirdi" yazabilen zavallılar türemiştir.
Bunu yazanlar, ertesi yıl CHP'ye rakip çıkan ama gene cumhuriyetçi olan bir partinin kapatılabilmesini (Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası), daha da ertesi yıl da özel bir kanunla her türlü muhalefetin yok edilmesini hiç mi hiç açıklayamazlar. Belki bütün bunlardan da haberleri bile yoktur.
bunlar tarihimizin bir gerçekleri. üstelik eleştirebilirsiniz ama kötülenecek şeyler elbette değil. koskoca hasta bir imparatorluğun yıkılması gerekiyordu ki türk milleti bağımsız bir şekilde yaşamını sürdürebilsin. bunu yapmak için ise neyse ki o zamanlar elini taşın altına sokabilecek insanlar vardı ki gerçekleşti.
Neyse, konumuz o değil... kürt meselesinin tohumlarının atıldığı noktaya ilerleyelim şimdi...
Lozan'da "nüfus mübadelesi" fikrini herkes ismet'in ortaya attığını sanır, oysa bunu Venizelos istemiştir.
Fakat ayrım "din esasına" göre yapıldığından, üç-beş kelimeden başka Rumca bilmeyen "ortodoks Türkler" yani Karamanlılar da zorla yerlerinden yurtlarından koparılmışlardır!
Asıl çarpıklığa geliyoruz...
Yeni Türk devletinin, bir ulus-devlet olacağı söylenen TC'nin de kuruluşu din esasına bağlanmıştır!
Karamanlı Türkler sırf Hıristiyan oldukları için gönderilmişler, Kürtler sırf Müslüman oldukları için kalmışlardır.
Türk milliyetçileri niçin Kürtler'i de bırakmamışlardır ayrılsınlar?
Irak'a eklemlenebilirler, ingiliz mandası altında bir de Kürt devleti oluşturulabilirdi, Fransız mandası altında Suriye ve Lübnan, ya da gene ingiliz mandası altında Filistin gibi... Kuzey Mezopotamya da "Osmanlı'nın terkedilen topraklarından biri" olarak mütalaa edilebilirdi.
işte tam da bu yüzden!
Niçin sırtımıza yüklediniz doksan yılı aşkın bu kamburu, muhterem Türk bürokratları diye elbette sorun eleştirebilirsiniz ama şu da bir gerçektir; Osmanlı yıkılmıştı ama onun iyi yada kötü mirası hep bizim kucağımızdaydı... bunlardan biri de kürt meselesidir.
(bkz: Alçaklara kar yağıyor üşümedin, sen bu işin sonunu düşünmedin)