Yıllar önce babam, artık ömrünün sonbaharında olan babaanneme jest yapmak için zamanlarının büyük bir çoğunluğunu geçirdikleri eski köy evini cuzi bir rakama satın aldı. Belki Metruk, yıkık döküktü ama manevi değeri büyüktü.
Tam 25 yıl sonra o büyük eşikli kapıdan geçerkenki mutluluğunu unutamam o kadının. Tek eliyle bütün duvarları yokladı. Nerede hangi eşya var tek tek anlattı. Nerede hangi acı tatlı olayın yaşandığını en ince ayrıntısına kadar anlattı durdu. Dedemin yaptığı ve mutfakta duran tahta tabaklığı görünce resmen ağladı kadın. Ben babanı burda doğurdum diyip durdu. Ve yaklaşık 6 ay sonra da göçtü gitti.
Yaklaşık 80 yıllık ömrünün en mutlu anlarıydı eminim. Bir köy evi deyip de geçtiğimiz yerde kendisi çok şeyler buldu, gördü. Hayallerini tekrar yaşayıp gitti. Evin yanındaki tavanı çökmüş ahırın önünde sanki ineklerini, koyunlarını elleriyle okşuyordu. Benim de hayalimde hep o şekilde ölümsüzleşti.