Ingmar Bergman'ın ile Necip Fazıl'ın bazı eserlerini şiddetli bir hâlde aynı paydada tutuyorum. Bu benim kendi hüsn-ü kuruntum değil, sanatın ortak paydasında eriyen bu iki büyük sanatçının eserlerinde ana fikir, karakterler, arayış ve çile o kadar ortak ki...
Bu eser de yukarıdaki mevzuda elimi güçlendirdi, konusuna gelirsek; bir sanatçının varoluş ve inanç gerçekliklerini sorgulaması ve çıldırışı. Kendi eliyle, eserinde "bir adam yaratan" ve sanatçı kibriyle Tanrı rolü oynadığını sanan bir yazarın yarattığı karakter ile aynı kaderi paylaşması, ya da "yarattığı" sandığı şeyin aslında hep başından kendisi olduğunu idrâk etmesi.
not: eserin başyapıtlığı tartışılmış, onu bizzat rahmetli muhsin ertuğrul'a sormak lâzımdı sanırım. eserin sonunda necip fazıl ile muhsin ertuğrul'un bu tiyatro oyunu sonrasındaki bir sohnetleri çok şeyi anlatıyor, okuyunuz.