kafasına aldığı darbeler neticesinde içine düştüğü yanılgıdır diyeceğim ayıp olacak. her kafaya vurulduğunda on hücre ölürmüş gibi garip bir açıklama duyunca mahalledeki bir arkadaşımdan son vermiştim halbuki şiddet yanlısı tavırlarıma ya neyse.
iyiden iyiye inanırdı benimkisi. avşa'ya giderdik yazları ailecek, hala var mıdır bilmem sokaklarda çalgıcılar olurdu. biri dabruka çalar, biri söyler, biri atılan paraları toplar, diğeri göbek atardı. biz sokakta turlarken farkederdik kardeşimin yanımızda olmadığını. paniğe kapılmaz en yakınımızdaki çalgıcının yanına giderdik. gördüğümüz sahne hep aynıydı. hepsinin ortasında kardeşim, belki daha dört yaşında, ceketini sıkıştırmış kemerine, eller havada çalan roman havasına kaptırmış kendini. adnan şenses sanardı kendini.
evde olduğumuzda ise döker saçlarına pudrayı, beyazlatırdı saçlarını. takardı kaseti başlardı gene oynamaya. elleriyle çamaşır çitiler gibi yapar, playback yapardı sonra. "ya bi otur oğlum" demeye kalmadan başlardı bağırmaya: