hiç bir masraftan kaçınmadım, kaçınmazdım, içimde insan sevgisine ihanet edemezdim çünkü.
o kadar benzin harcadım, patagonya'ya gittim, sırf dedeme bir soru sormak için.
muz tarlasından geçip, dedemin evine vardım, "bu adamların kadıköy'deki son galibiyet tarihini hatırlasa hatırlasa sen hatırlarsın" dedim büyük bir hevesle.
sonra geçti yıllara meydan okuyan emektar zaman makinasının başına...
seçimleri eskitti, demirel'i gönderdi, sezer'i getirdi, tayyibi cezaevinden çıkardı, ecevit'i de başbakan yaptı, ileri sardı geri aldı ama olmadı, bilim çaresiz kalıyordu.
yine olmadı mamafih.
günler sonra, bu iş seni de beni de aşar oğul dedi kan çanağına dönmüş gözlerle.
söyle çocuklara fazla kurcalamasınlar, açıklarsam yer yerinden oynar, türkiye buna hazır değil dedi, harap bitap düşmüş haliyle.
peki, sen ne diyorsun bu kadıköy'de uefa kupası kaldırma hayali hakkında dedim, kafasını öne eğdi güldü, sonra bana baktı tekrar güldü yorgun gözlerle, "boşver be oğul" dedi acı mı acı bir gülümsemeyle.
ne demek istediğini anlamıştım aslında ya, "ama onların uefa kupası var, neden olmasın ki" diyerek üstelemeye çalıştım, yine sustu konuşmadı ama gülen gözleri hala konuşuyordu.
nasıl konuşsun ki, kelimeler git gide anlamsızlaşıyordı, o da farkındaydı.